KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

KHA YAZARI ARZU KILIǒIN UÇAN SÜPÜRGE KADIN DERNEĞİ İLE YAPTIĞI SÖYLEŞİ

  Arzu KILIÇ

          arzu.kilic@tbd.org.tr
         KHA YAZARI ARZU KILIǒIN UÇAN SÜPÜRGE KADIN DERNEĞİ İLE YAPTIĞI SÖYLEŞİ

KHA Yazarı Arzu Kılıç’ın Uçan Süpürge Kadın Derneği ile yaptığı söyleşi

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği Başkanı Halime Güner:

Sadece kadın örgütlerinin değil, herkesin şiddete karşı bir şeyler yapması lazım

 “Hiçbir kadın, saçını süpürge etmeyecek” diyen Güner, kadına yönelik şiddetle mücadele için hazırlanan ve Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması gerektiğine dikkat çekti. Güner, toplumsal olarak farkındalığın artırılması, hukuk devletinin kesinlikle yerine gelmesini isteyerek “Ne hadım ne de idam asla çözüm değildir” dedi.

Arzu Kılıç

 “Erkekler, genelde tüm kadınların haksızlığa uğradığını kabul eder, fakat sizin değil.”

Sheila Rowbotham

Ülkemizde son zamanlarda kadınlara karşı yaşanan şiddet olayları ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği Başkanı Halime Güner’i ziyaret ettik. Derneğin kuruluş öyküsü, faaliyetleri, 8-18 Mayıs 2015’te yapılacak olan 18. Uçan süpürge Film Festivali, kadına karşı şiddet ve birçok konudan konuştuk.

-Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği kimdir? Amaç ve faaliyetlerinizden söz eder misiniz?

-Uçan Süpürge Derneği, 1996 yılında kuruldu. Aslında dernek olarak kurulmadık. O dönemin siyasi şartları ve dernek yasasıyla ilgili mevzuatların getirdiği zorluklar ve bizim de muhalif duruşumuz nedeniyle kâr amacı olmayan bir şirket olarak kurulduk. 2008 yılında dernek olduk. Dernek olduğumuzda bizim için sadece prosedürde bir değişiklik oldu.

Kurulduğumuz günden bu yana amacımız; toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınların güçlenmesine yönelik feminist düşünce, eylem ve politikaların yaygınlaşması için çalışmak, bu alanın bilgisini özgün araştırmalar ve görsel işitsel materyallerle zenginleştirmek, ulusal ve uluslararası örgütlenme girişimlerinde bulunmak ve bu girişimlere destek vermek.  

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayatın her alanında sağlandığı, kadınların güçlendiği, herkes için adil bir dünyaya kavuşmak amacıyla değişim yaratmak istiyoruz.

-Neden uçan süpürgeye ihtiyaç vardı?

-Biz Türkiye’de 1980 sonrası feminist kadın hareketinin güçlenmesi, kadın örgütlerinin çeşitliliklerinin artmasını çok yaşadık. Neden 1980 derseniz? Antidemokratik uygulamaların yaşandığı bir dönemde elimizdeki siyasi parti ve dernekler alınınca, kadınlar düşündüler ve özel alanları içerisinde yaşanan ayrımcılığı fark ettiler. 12 Eylül’ün kadınlar için katkısı oldu. Çünkü bedenimizi tanıdık, sosyal olaylarla daha çok ilgilendik. Siyasi örtü kalktı. Erkekler bir savrulma dönemi yaşadı. Ama mücadele eden, okuyan, yazan kadınlar olarak düşünmeye devam ettik. Kadınlar özel alanlarını sorgulamaya başladılar. “Özel alan, politiktir” o zaman çıkan bir slogan. Bu süreç Ankara’da devam etti.

Türkiye’de kadın örgütlerinin yüzde 74’ü, 1990 sonrasında kurulmuş. Ben de birbirinden kopuk kadınlar arasında iletişim, dayanışma merkezi olmasını çok hayal ediyordum. 1996 yılının 13 Kasım’ında Uçan Süpürge kuruldu.

Kadın örgütleri arasında iletişim, işbirliği ve dayanışma olmalı

Kadın örgütleri arasında iletişim, işbirliği ve dayanışma olursa daha güçleneceğimizi düşündük. Bu örgütlerin birbirlerinden haberdar olmaları çok önemliydi.  Önce ihtiyaçları sıraladık; Kadın örgütleri birbirinden çok haberdar değil, sayıları çok fazla arttı, amaçları birbirlerine çok yakın, aynı bölgede olanlar bile birbirlerini tanımazken Türkiye ve dünyadaki kadın örgütlerinden habersiz, evrensel konulardan uzak ve kadın örgütleri arasında gençler çok az. Öyle bir örgüt olsun ki bunların hepsini nasıl yapsın dedik? Kadınları, örgütlü kadınlarla, aynı ya da farklı işler yapanlarla bir araya getiren, bunları genç kuşaklara aktaran ve uluslararası bir iletişim ağı kuran bir örgüt formüle ettik. Bu örgütün adı ne olsun? Dikkat edin önce işleri sıraladık, sonra adını koyduk. Havva, Meryem vs… bir sürü isim önerildi.

- “Uçan Süpürge” bize çoğu kez masallardaki “cadı”yı anımsatıyor.  Adınız neden “Uçan Süpürge”?

-“Uçan Süpürge” ismi, 100’e yakın kadın grubunun olduğu 8 Marttaki bir akşam yemeğinde oylanarak bulundu. Dedik ki, “Hiçbir kadın, saçını süpürge etmeyecek”. Ne yaptıysa feministler yaptı Türkiye’de. Neyi geliştirdiyse emin olun feminist perspektifle geliştirildi. Proje fabrikasına döndük. İlk Adım, Yerel Muhabirler, Çocuk Gelinler projeleri çıktı. “Kadın Filmleri Festivali yapalım, kadın bakış açısını içeren filmleri aktaralım, kadın yönetmenlere pozitif ayrımcılık uygulayalım” dedik.

- Türkiye’nin ilk kadın filmleri festivali olan Uçan Süpürge Film Festivali’nden ve festivalin amaçlarından söz eder misiniz?

-Yerel yönetimler ve mekân sahiplerinin desteklediği, bir holdingin yarattığı bir festival değiliz. Sinema Eleştirmenleri Jürisi’nin dünyada ödül verdiği tek kadın filmleri festivaliyiz. Uçan Süpürge, kadın sivil toplum kuruluşları arasında iletişim, dayanışma ve işbirliğini artırarak bu kuruluşların güçlenmesine katkıda bulunmayı, toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini yaygınlaştırmayı ve bu yönde duyarlılık yaratmayı amaçlamaktadır.

Festival, ülkemizden ve dünyadan kadın yönetmenlerin uzun, kısa, belgesel ve animasyon filmlerinin belirli başlıklarda izleyiciye sunulduğu ve panel, söyleşi ve sergilerin düzenlendiği uluslararası bir organizasyon. Film gösterimlerinin yanı sıra festival kapsamında filmleri gösterilen yerli ve yabancı yönetmenler, basın mensupları, festival yöneticileri, sinema eleştirmenleri Ankara’da ağırlanıyor.

Festivalin birçok hedefi var: Dünyanın dört bir yanından kadın yönetmenlerin filmlerini izleyici ile buluşturmak, sinema sanatının çarpıcı dilinden yararlanarak toplumsal cinsiyete ve kadın sorunlarına ilişkin tartışmaları yaygınlaştırmak, kadının statüsünü yükseltmek için kurumsal çabaların arttırılması sağlamak ve Türkiye’yi ve festivali ulusal-uluslararası alanlarda tanıtmak.

Festivali çoğunluklu olarak üniversite öğrencileri (Ankara’da 7’si vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 11 üniversite), çeşitli kadın STK’ları ile kültür-sanat çevresi izliyor. Uzun metrajlı film gösterimlerimiz Kızılırmak Sineması’nda, kısa ve belgesel film gösterimlerimiz Alman Kültür Merkezi’nde (Goethe Institut Ankara) gerçekleştiriliyor.

Şiddetin faturası çıkacaksa devlete çıkacak

-Bugünlerde önemli bir gündem konusu olan kadına yönelik şiddete geçmeden önce şiddeti tartışmak ve şiddet kavramı üzerinde durmak istiyorum. Şiddet nedir? Neler şiddettir? Neden daha çok kadına ve çocuğa yönelik şiddete tanık oluyoruz?

-Bu kadar sıcak bir ortam yaşarken bunun “neden”, “niçin”lerine çok kafa yormuş inanlardan biri olarak bu sorunun cevabını kısa sürede vermek mümkün değil.

2014 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın uluslararası kriterlere uygun olarak Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri’ne yaptığı bir araştırma bize çok somut olarak şunu tarif ediyor; Türkiye’de kadına yönelik şiddet, yüzde 62 yaygın. Bu araştırmada gençlerin üç kat daha fazla şiddet gördüğü tespit edilmiş.

Şiddet meselesi veya Türkiye’de kadınların yaşadığı ayrımcılık, eşit olamama vs… bütün bunlar bize, “Şiddetten başka senin yaşayacağın yoktur” demek.

Ataerkilliğin sarsıldığı bir dönemdeyiz. Şimdiki gençler baskıyı, şiddeti istemediklerini, eşit ilişki kurmak istediklerini talep ettikçe şiddetle karşı karşıya kalıyor.

Uçan Süpürge 10 yıldır “Çocuk Gelinler”le de ilgileniyor. Kadın örgütü olarak bu konuyu Türkiye’nin gündemine taşıdık. Bu konuyla ilgili yapılan araştırmaya göre; “18 yaşın altındaki evlilikler, yasaya uygun mu, değil mi?” diye soruluyor. “Yüzde 92’si hayır uygun değil” diyor. “18 yaşın altındaki evlilikleri yaparsan hapse girersin biliyor musun?” diyorlar. “Yüzde 83’ü ise evet biliyorum” diyor. Ama halen çocuk gelin var. Buradan şunu çok açık görüyoruz ki devlet görevini yerine getirmiyor ve yaptırım gücü yok. Bu nedenle de çocuk evlilikler devam ediyor maalesef.

Şiddetin faturası çıkacaksa, devlete çıkacak. Uluslararası sözleşmeler ve kadın örgütlerinin yaptıkları bir sürü çalışmalar var. Fakat uygulamayla ilgili sorun bulunuyor. Bu uygulamayla ilgili sıkıntıyı bin kere ve her yere anlattık.

Kadına yönelik şiddetle mücadele için hazırlanmış olan ve Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi, yeterli sayıda ülkenin imza atmasıyla 1 Ağustos 2011’de yürürlüğe girdi. Sözleşme’nin temel amacı, kadınları her türlü şiddetten korumak, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak diyebiliriz. Bu sözleşmede çok önemli kriterler var. Fakat bunlarla ilgili henüz daha adım atılmadı. Bu sözleşmede bağımsız bir denetçi gerekiyor. Türkiye’den seçilen bu kişi, bu alanın içinde bulunmayan ve kimsenin tanımadığı bir kadın olmalı. Sözleşme, şeffaflık ve her türlü kriterden söz ediyor.

Günümüzde maalesef kazanılmış kadın haklarından geri adım atılıyor. Kadın derneklerinde bu işte aktif çalışanlara karşı alternatif örgütler kurulmaya başlandı. Onlar itibarsızlaştırılıyor, ötekileştiriliyor bizler gibi. Bazı yerlere davet edilmiyor, davet edilse de önemsenmiyor, onlarla görüşmeler yapılmıyor. Bir kadın örgütü olarak bir konuyla ilgili davet ediyorlar, görüşümüzü alıyorlar sonra yine kararı onlar veriyor.

-Kadına karşı şiddet konusunda diğer STK’larla işbirlikleriniz oluyor mu?

-Evet, fazlasıyla oluyor.  Özellikle illerde çalıştığımız zaman, STK’ların desteği olmadan o ile girmek bile istemiyoruz. Diğer kadın örgütleri, Tabipler Odası, Mimarlar Mühendis Odaları Birliği ve daha birçoğu ile iletişim halindeyiz. İletişimimiz günlük hayatın içerisinde ortak toplantılarla ve bütün Türkiye’deki örgütlerle de sanal ortamda sürdürülüyor.

Türkiye’de İnternet’te Kadın Kurultayı Ağı, şiddet platformunun ağı, İstanbul Sözleşmesi’nin, Ankara Feminist guruplarının ağları var. Kadınlarla ilgili çeşitli ağlar var. Bunların hepsiyle iletişim kuruyoruz.

-Türkiye’de her yıl binlerce kadın kıskançlık, kişisel hırslar, ayrılık/boşanma, maddi sorunlar gibi nedenlerden dolayı evde, işte, sokakta şiddete uğruyor, öldürülüyor, mobbinge, cinsel tacize maruz bırakılıyor ve tecavüze uğruyor. Geçtiğimiz günlerde üniversite öğrencisi Özgecan Aslan öldürüldü. Acımızı daha yaşayamadan gündemde hadım, kısasa kısas ve idam tartışmaları var. Bir sivil toplum kuruluşu olarak kadın cinayetlerine karşı sizin çözüm önerileriniz nelerdir?

-En başta da belirttiğim gibi yasaların uygulanması, toplumsal olarak farkındalığın artırılması, hukuk devletinin kesinlikle yerine gelmiş olmasını istiyoruz. Ne hadım ne de idam asla çözüm değil.

Ben yaşadıklarımızı şöyle yorumluyorum; hukuk devletini kurmak bize çok zor geliyor. “Kestirmeden gidip bir-iki kişiyi öldürelim” diye düşünülüyor.

“Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum” düşüncesinin hâkim olduğu ve giderek yayıldığı bir ülkede siz istediğiniz kadar hadım edin…

Siz kadınları kontrol ettiğinizi ve kontrol etmenin önemli olduğunu söylüyorsunuz. Ne demek kontrol etmek? Kaç çocuk doğuracağınız, hamilelik, kürtajdan vs..bunların hepsi kontrol edilmek isteniyor. Kontrol ederek, adam öldürerek sorumluluktan kaçılamaz. Sorumluluktan kaçmak isterseniz hadım edersiniz, idam edersiniz. Uluslararası standartlarla ilgili sözleşmeler zaten bizlere yol tarif ediyor. O tariften gidip, uygulamaları yapsan hem hukuk devleti olursun hem de saygın bir ülke olursun.

-Kadınlar en çok “kendi hayatına dair karar vermek istediği”nde şiddete maruz kalıyor veya öldürülüyor. Birey olarak insanın kendi hayatıyla ilgili karar vermesinin ve uygulamasının bedeli neden ağır? Neden bu bedeli hep kadın ödüyor?

-Türkiye’de kadınlar gelişti, ilerledi ve geliştirdi. İtirazları ne demek? Yeni bir şey öğrenmek demek. Kadınlar gelişmesine rağmen erkekler gelişmedi. Erkeklerin gelişmemesi bu sistemin erkekleri beslemesinden kaynaklanıyor. Hükümet, yasalar, yönetim her şey erkeklerden yana.

Kravatını takip “Hâkim bey çok haklısınız, peki efendim” dediği için ceza indirimi oluyor. Şimdi böyle bir sistem erkekleri besliyor. Kadın ise istediği hakkın karşısında şiddet görüyor. Ülkemizde kadın ve erkeklerin savaşlarını körükleyen sistemin kendisidir. Sadece kadın örgütlerinin değil herkesin şiddete karşı bir şeyler yapması lazım.

-“Başına gelenlerden kadın sorumlu” bakış açısıyla nasıl mücadele edebiliriz?

-Bu soruyu bir kere ortadan kaldırmak lazım… Böyle düşünenleri basıp geçmek ve olanlara sen bu sistemin bekçisi misin? demek lazım.

Medyada da yoğun bir erkek egemen dil var

-Türkiye’de kadına yönelik şiddeti artıran nedenlerden birisinin de “medyanın kullandığı dil” olduğuna dikkat çekiliyor. Olumsuz haberlerin cinsiyet dağılımına bakıldığında yüzde 38.82 kız çocukları, yüzde 27.06 ise erkek çocukları. Peki, kadına yönelik erkek şiddeti, medyaya nasıl yansıyor? Medya bu haberleri nasıl veriyor? Bu konuda derneğinizin değerlendirmeleri ve önerilerini anlatır mısınız?

-Genel olarak dünyada, ülkede, yaşadığımız kentte, sokakta ve ailede ne kadar çok şiddet dili varsa bunu normalleştiren, meşrulaştıran dil veya söylemler çoksa, kadınlara karşı şiddetin de bu oranda artığını görüyoruz. Yani şunu demek istiyorum; bugün bulunduğumuz coğrafyada, her yerde bir savaş, çatışma hali var. Kan gölleri, silahlar vs.. artık kanıksamayacağımız bir sürü olaylar var. Bunlar o kadar normale dönüştü ki bütün bunlar varsa ve insanlar bunlardan etkileniyorlarsa uygulayacakları şiddeti de en güçsüz buldukları kesime yöneltiyorlar. Yani kadın ve çocuklara.

Tek başına medyayı suçlayamayacağımız gibi masum da göremeyiz. Medyanın bilinçaltı şöyle tehlikeli; medyada da yoğun bir erkek egemen dil var. Medya çalışanlarının da çoğunluğu bu düşüncede olduğunu düşündüğümüzde bunu açıklayabiliyoruz. Ama bunu kabul edilebilir bulmuyoruz.

Medyanın her şeyden önce bir özdenetim sorumluluğu var. Kendi attığı başlığın, yaptığı haberin ve aldığı görselin sorumluluğunu taşıyabilmeli. Bu sorumluluğu fark edip, hissedip hayata geçirebilecek yol da toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısından geçiyor. Sizin bir hak, eşitlik bakış açınız varsa sadece kadınlar için değil bütün ötekileştirilmiş topluluklara karşı bir bakışınız olmalı. Yaşlılara, çocuklara, engellilere, eşcinsellere, etnik topluluklara vs.. karşı medyanın kullandığı dile dikkat etmesi gerekiyor.

İletişim fakültelerinde hep haberin objektif olduğu öğretildi. Sen bir gazeteci olarak haberi yorumlayan değil aktaransın denildi. Şimdi bu ciddi bir sorun bana göre. Ajans haberlerinde çok görürüz. Bir şiddet olayı olduğunda bütün ayrıntılar biliniyorsa, muhabir bütün ayrıntıları yazar. Bu ciddi anlamda şiddeti ikiye katlar. Haber objektif olacak diye bütün ayrıntılarını vermek bazı şeyleri gözden kaçırmak anlamına gelebilir. Burada gerçekten cinsiyet eşitliği duyarlılığına sahip bir gazeteci şiddet haberini detaylandırıp şiddete uğrayan çocuğun olmayan yaşam hakkına, hatırasına, ailesinin haklarına zarar vermez.

Ayrıca bu dil şiddet pornografisi de üretir ve bu en son ihtiyacımız olan şeydir. Sadece haber metinleri ve başlıklarla olmuyor. Görsel seçiminde de ciddi sıkıntılar var. Medya eğitimlerimizde görüyoruz; haberde fuhuş yapan erkeğe para cezası verilecek. Bu haberde kullanılan fotoğraf davetkâr bir şekilde oturmuş, iç çamaşırlı bir kadın. Bu fotoğrafı bir iç çamaşırı kataloğundan almış olabilirler veya bir manken olabilir. Böyle bir fotoğrafı haberin görseli diye koymak ciddi bir kadın düşmanlığı gerektirir. Bu maalesef Türkiye medyasında çok yapılan bir şey.

Kadınlara karşı şiddet çok doğal, sıradanmış gibi gösteriliyor

Örtük cinsiyetçilik, örtük şiddet ya da cinsiyet ayrımcılığı, bir söz veya bir yargı, bunları görsellere taşıdıklarında bu her şeyi bitiriyor. Kadınlara karşı şiddeti çok doğal, sıradanmış gibi gösteriyor. Kısaca bu dilin tuzağına düşmemek gerekiyor.

Erkek dilindeki medyadan kurtulmanın hiçte sanıldığı kadar zor olduğunu düşünmüyorum. Gazetecilerin eğitiminde toplumsal cinsiyet bakış açısı ve dili olması gerekiyor. Gazetelerde karar verme mekanizmasında bulunan kişilerin daha çok okunmak için yanlış bir dil kullanmamaları gerekir.

-Türkiye’nin genç nüfus artışının desteklenmesi amacıyla çalışmasa da doğum yapan anneye doğum yardımı verilmesine, doğum yapan kadınların çalışma saatlerini azaltmasına, işverenlerin istihdamda geçici iş ilişkisi kurmasına, özel istihdam bürolarının genç ve kadın istihdamında rol üstlenmesini öngören “Aile Paketi” tasarısı TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Aile Paketi’yle kadının“işsizliğe mahkûm” edileceği gibi ciddi eleştiriler var. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Eğer bir kadın aile içerisinde varsa bizim için bu ülkede değerlidir anlayışı var olduğu için söz konusu paketin tamamı aile içindeki kadınlar için yapılmış. Burada aile olmayan, çocuk doğurmayan ve yalnız yaşayan kadınlar için bir tarifin olmaması toplumu ayırmaktır. Bu ciddi bir ayrımdır.

Bu paketin kadınları işsizliğe mahkûm edeceğini düşünüyoruz. Çünkü burada kadını kalifiye eleman gibi hiç görmüyor ve kadına kısa süreler vererek bu işleri yaparsa, kadının o işte yükselmesini, güçlenmesini ve karar sahibi olmasını engelliyor.

(BA-BA-S) GAZİ KARS (KHA) 

  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 34495 Defa Okundu
2015-03-07

SON YAZILARI

Minyatip söyleşisi Yazar Kılıç’tan Nezih Kuleyin ile Söyleşi AŞKIN BEDEN DİLİ, NEZAKETİN BEDEN DİLİDİR Üç kere “AYN” deyin… “Neşeli Günüm” ile neşelenin! “Kurum kimliğiniz ile yaptığınız paylaşımlara özen gösterin!” Gazeteci Şeref Oğuz: Ar-Ge genellikle bizde Ür-Ge’ye dönüşüyor Yazar Kılıç’tan Prof. Dr. Alkin ile Söyleşi Azeri sanatçı Cavit Tebrizli ile söyleşi Gramafon ve plaklarla zamana yolculuk…

YORUMLAR

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Kafkas Üniversitesinden Çanakkale Şehitlerimize Z
Kafkas Üniversitesinden Çanakkale Şehitlerimize Ziyaret
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Kars için bakanımız için!
Kars için bakanımız için!

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Tan Ofset San.Tic.'nin Kurulusudur. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır