KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

AŞKIN BEDEN DİLİ, NEZAKETİN BEDEN DİLİDİR

  Arzu KILIÇ

          arzu.kilic@tbd.org.tr
         AŞKIN BEDEN DİLİ, NEZAKETİN BEDEN DİLİDİR

 

 Yazar Arzu Kılıç’ın, Yasemin Tecimer ile “Adab-ı Muaseret” söyleşisi

KAFKAS HABER AJANSI

“AŞKIN BEDEN DİLİ, NEZAKETİN BEDEN DİLİDİR”

Kafkas Haber Ajansı (KHA) Yazarı Arzu Kılıç’ın, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi, Zarafet Akademi Genel Sekreteri Yasemin Tecimer ile yaptığı “Adab-i muaşeret” söyleşisi:

İletişimde ve hayatımızda ciddi önemi olan bir konudan söz etmek istiyoruz. Bildiğimiz ancak uygulamada zorluklar yaşadığımız, tam olarak benimseyemediğimiz bir konu bu. Adab-i muaşeret yani görgü kurallarından söz edeceğiz. Hayatımızı her alanda etkileyen adab-ı muaşeret kurallarını ve bu konu hakkında merak edilenleri, uzmanlık alanı “Protokol ve Nezaket, İtibar Yönetimi ve Zarafet, Adab-ı Muaşeret&Ata Kültürü” olan, “Bu benim işim değil; hizmetim, tutkum” diyen Yasemin Tecimer’e sorduk.

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi, Zarafet Akademi Genel Sekreteri olan Tecimer, yüzlerce kurum, kuruluş, üniversite ve sivil toplum kuruluşlarında eğitimler veriyor, aynı zamanda ABD York Üniversitesi akademik danışmanı, eğitmen, yazar, kariyer ve protokol danışmanı. Tecimer’in “Kamusal alanda Protokol Kuralları” ve  “Adab-ı Muaşeret” adlı kitapları bulunuyor.

 “Tevazu, insana yakışan en güzel elbisedir... Giyene, taşıyana, yakıştırana ne güzel de yakışır” diyen Tecimer, hiçbir pozisyonun karşıdakine sesini yükseltme hakkını vermediğini söyledi.

Adab-ı muaşeretin yaşama sanatı olduğunu söyleyen Tecimer, protokol kurallarının yüzde 85 oranında evrensel olduğunu vurguladı. Tecimer, tanışmalara verdiğimiz önemi vedalaşmalara vermediğimizi, oysa asıl akılda kalanın ilk saniyelerdeki intiba ile son saniyelerdeki, karelerdeki vedalaşmalar olduğunu belirtti.

Keyifli Okumalar dilerim.

-ADAB-I MUAŞERET’İN KELİME ANLAMI NEDİR?

Adabı-ı Muaşeret: Yaşama Sanatı

- Adab-ı muaşeret, görgü kurallarıdır. Edepten gelir, edebin çoğulu adap kelimesidir. Adab-ı muaşeret aslında yaşama sanatıdır. Kelime anlamına da yakındır ama anlam bütünlüğüne baktığınızda kesinlikle yaşama sanatıdır.

-Toplumumuzdaki adab-ı muaşeret kurallarının tarihsel sürecinden kısaca söz eder misiniz? İnternet çağında da protokol kuralları ilk uygulamaya konulduğu dönemlerdeki anlamını taşıyor mu?

- Tarihsel sürecinde adab-ı muaşeret kurallarına baktığımızda, 1911’de orduya yönelik hazırlanan “Usul ve Adab-ı Muaşeret”  kitabıyla başlamış. Daha sonra da Lütfü Simavi’nin 1913’te yazdığı “Teşrifat ve Adab-ı Muaşeret” kitabıdır.

Çok daha eskilere gittiğimizde Fatih Sultan Mehmet döneminde de adab-ı muaşeret kuralları gözetilmiştir. Özellikle Kanuni döneminde elçi karşılamalar olmak üzere layığıyla yapılmıştır.

Dolmabahçe Sarayı’na gitmişsinizdir. Eğitimlerimde hep örnek veririm. Gitmeyenler de mutlaka gitsinler. Osmanlı Devleti’nde görgü kurallarının ne kadar güzel işlendiğini görüyorsunuz. Örneğin o dönemlerde yurtdışından elçiler gelirler ve saraylarda yıllarca kalırlarmış. Öğrendikleri görgü kurallarını öğrenip kendi yurtlarında nakşederlermiş.

Şimdi  Türkiye’yi tanıtma, Halkla İlişkiler (Public Relations-PR ) çalışmaları vs..diyoruz ya o kadar geniş bir çatı ki aslında. Siz kendi ülkenizin kültürünü derleyip, toparlayıp bir paket halinde başka bir ülkeye nakşedebilirsiniz. İnanılmaz güçlü bir paket bu.

Eskiden protokol kurallarının bakanlığı varmış. Şimdilerde Dışişleri Bakanlığında genel müdürlük olarak görev yapılıyor. Cumhurbaşkanlığı bunu çok güzel yapıyor. Eski Cumhurbaşkanımız döneminde de şimdi de protokol çok iyi çalışıyor. Meclis’in de protokolü var. Bizler de olabildiğince dışarıdan tüm kurum ve kuruluşlara eğitimler veriyoruz. Bu eğitimlerin içerisinde Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Genelkurmay Başkanlığı gibi en tepedeki kurumlardan aşağılara kadar diyebilirim ki yüzde seksen kurum bu işin farkında. Bu işin eğitimini alıyorlar ve bu işe önem veriyorlar.

Günümüzde eğitimlerimizi sadece kamu kurum ve kuruluşlarına değil artık fabrikalara, şirketlere, üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına (STK) da veriyoruz. Yelpaze o kadar genişledi ki bireyler de artık kendi imajlarını yaratmak için danışmanlık alıyorlar.

İNTERNET ÇAĞINDA DA PROTOKOL KURALLARI ÖNEMLİ

İçinde yaşadığımız İnternet çağında da protokol kuralları kesinlikle çok önemli. Hatta önemi katlanarak, çoğalarak gidiyor diyebiliriz. Çünkü protokol kuralları yüzde 85 evrenseldir. Gri alanlarla oynayabilirsiniz ancak siyah ve beyaz alanlara dokunamazsınız. Diğer yüzde 15’lik kısım ise diplomatik ilişkileri düzenlemek içindir. Yani uluslararası toplantılarda çıkabilecek krizleri bertaraf etmek içindir. Hal böyle olunca protokol kurallarının uygulanması gelişmiş olan ülkelerde çok daha net ortaya çıkıyor.

PROTOKOL KAZALARI YAŞIYORUZ

Günümüzde hâlâ protokol kazaları yaşanıyor ve duyuyoruz medyadan. Hatırlayın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Sarkozy’i uğurlama protokolü sırasında sakız çiğnemesi, İsrail ile alçak koltuk krizi vb.. gibi bir çok örnek var. İsrail krizinde alçak koltuk olay oldu ancak orada koltuk kadar en önemli şey olan bayrak yoktu. Resmi görüşmelerde çift bayrak yoksa eğer siz yüzde yüz haklı olarak görüşmeyi iptal edersiniz. Yurtdışına giden görevliler anlık yapacakları davranışlarla ülkeyi ya vezir ederler ya da rezil. Bu da tamamen protokol ve adap çerçevesindedir. Size İnönü döneminden de örnek vermek isterim. Lozan Antlaşması’nda İnönü apar topar Dışişleri Bakanı yapılır ve yurtdışına gönderilir. Aynı İsrail olayındaki gibi bütün sandalyeler eş düzeydedir sadece Türkiye’nin sandalyesi biraz daha alçaktadır. İnönü, “Ne ben bu masaya otururum ne de bu anlaşmaya imza atarım” der. Bu nedenle yurtdışına giden liderler Ahmet, Mehmet değiller Türkiye’yi temsilen üst kimlik olarak orada bulunuyorlar. Bizi temsil eden kişilerin protokol kurallarını iyi biliyor olmaları gerekmektedir. Aksi takdirde ülkelerin imajı ciddi zedelenebiliyor.

-Günümüz Türkiye’sinde siyasetçiler, iş adamları, akademisyenler, sanatçılar ve halkın adab-ı muaşeret kurallarına ne kadar uyduklarına ve içselleştirdiklerine ilişkin genel değerlendirmenizi alabilir miyiz?

- Türkiye’deki birçok iş adamı ve siyasetçi ile kişisel anlamda imaj çalışmalarımız var. Dolayısıyla ne yapmak istediklerini ve ne yapmak istemediklerini, nasıl görünmek istediklerini hepsini biliyoruz. Öğrenmek istiyorlar. Çünkü bu işin öneminin farkındalar.

İçselleştirme konusuna gelince eğitimlerimizde şunu söylüyorum; iki ilke vardır ki bunlardan asla ödün vermeyin. Samimiyet ve yerindelik ilkesini uygulamazsanız ciddi anlamda sıkıntı yaşarsınız.

PROTOKOLDE YERİNDELİK İLKESİ NEDİR?

İngiltere’ye gittiğinizde kraliçe gibi davranabilmektir. Köye gittiğinizde de Ayşe teyzenin sofrasına oturduğunuzda nerde benim portakallı pekin ördeğim, nerde benim bıçağım dememektir. Kurumları temsilen İngiltere’ye çok entelektüel bir eleman göndermek, köye de Anadolu’da büyüyen bir eleman göndermek doğru bir yaklaşım değil. Aynı kimlikte, aynı ben ve siz Arzu Hanım olarak iki tarafa da gidebilmeli. Nitelik bağlamında eğitim anlamında biz bunu yapabiliriz. Kahvehaneye girdiğinizde, “Ahmet Bey bana şurayı tarif edebilir misiniz?” dersen “Abla sen ne diyorsun?” derler. Ya da bir bankaya gittiğinizde banka görevlisine elini uzatıp “Abi şunu bir versene” demiş olmanız doğru değil.

Vatandaş olarak belediye veya tapu dairesine gittiğimde bir abla samimiyetini gösterirken bir bankaya gittiğimde karşımdaki hanımefendinin/beyefendinin yakasındaki ismi bile okumak istiyorum. Ona ismiyle hitap etmek istiyorum. Aynı ben olarak niye bu ikisini yapmış oluyorum? Çünkü siz eğer kendi saygınlığınızı ortaya koyuyorsanız kurumsal bağlamda elemanlarınızı yetiştiriyorsanız ki ben bunda iki tane dev medya kuruluşunun ve iki tane bankanın, personelinin kıyafetinin rengine kadar karıştığını örnek verebilirim. Siz saygı olarak vatandaşa bunu gösteriyorsanız o zaman vatandaş da saygı olarak geribildirimi hemen yapıyor size. Dolayısıyla burada her kurum, herkes kendi kalitesini ortaya koyuyor.

-Toplum olarak adab-ı muaşeret kurallarını biliriz ancak uygulamakta zorluklar yaşarız.  Adab-ı muaşeret kurallarını hayatımıza geçirmek ve iyice benimsemek için neler yapmamız gerekiyor?

- Adab-ı muaşeret kurallarını bilmek konusunda bir sıkıntı yaşamıyoruz. Az çok kuralların birçoğunu biliyoruz. Küçük yerlerde eşraftandır. Büyük yerlerde İstanbul hanımefendisi veya beyefendisidir. O asaletin temsili olarak söyleriz bunu. Tohumlar evlerde atılıyor, okullarda da yeşeriyor. Öğrenmede sıkıntımız yok. Öğrenmeden ziyade adab-ı muaşeret kurallarını uygulama kısmında sıkıntılar yaşıyoruz. Bildiğimiz en güzel değerleri bile sanki bilmezmiş gibi üzerinden atlayıp geçiyoruz. Bu nedenle kendi nezaketsizliğimizi ortaya koyuyoruz.

Hiçbir pozisyon karşımızdakine sesimizi yükseltme hakkını vermiyor

Toplum olarak ne yapmalıyız? Kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyi başkalarına da yapmamalıyız. Toplum olarak sadece ve sadece bu gözle hayata bakmış olmak yeterli. Birisinin bize bağırmasını istemiyorsak biz de başkasına bağırmayacağız. Hiçbir pozisyon karşımızdakine sesimizi yükseltme hakkını vermiyor. İster genel müdür ol, ister amir ol, ister kadın veya erkek hiç fark etmez.

Sosyal medyada nezaket kurallarıyla ilgili test yapıyoruz. Takipçilerime soruyorum sabahtan akşama kadar kaç kere nezaketin ilk üç kelimesi olan “Teşekkür Ederim”, “Lütfen” ve “Affedersiniz” kelimelerini kullanıyorsunuz? 20’nin üzerinde bu kelimeleri söyleyen var mı? Çok az. 10’un üzerinde birkaç kişi oluyor. 5’in üzerinde ve 3’ün altında ise giderek artıyor. Hal böyle olunca ben de onlara maalesef nezaketsizsiniz diyorum. 

ÖZÜR DİLEME KONUSUNDA ÖZÜRLÜYÜZ

Maalesef yüksek egolarımızdan dolayı toplum olarak özür dileme konusunda özürlüyüz. Birazcık nezaket kelimeleri konusunda cimri olduğumuzu düşünüyorum. Güzellik, hoşgörü, iyilik, yardım, bunlarda da biraz cimriyiz. Tersinden baktığınızda da olumsuzluklar, olumsuz eleştiri, olumsuz söylem konularında da biraz bonkörüz. Biz sanki tersinden işliyoruz gibi.

Times Dergisi’nin yapmış olduğu araştırmayı örnek vermek istiyorum. Mutluluğun formülünü Time Dergisi araştırmış...Gülse Birsel anlatmış.. Ayşe Arman kaleme almış...Eskiden mutluluk deyince güzellik, para, başarı, sevgi, aşk, evlilik vs.. gibi şeylere bakılırdı. Şimdi ise bunların hepsini paketleyip kaldırmış durumdayız. Artık bunların yerine iyilik, inanç, yardımlaşma ve şükür etmek ve son kare geldi.

Tanışmalara verdiğimiz önemi vedalaşmalara vermeyiz

Son kare çok önemlidir. Tanışmalara verdiğimiz önemi vedalaşmalara vermeyiz. Kaçar gibi gideriz… Oysa asıl akılda kalan ilk saniyelerdeki intiba ile son saniyelerdeki, karelerdeki vedalaşmalardır. Başı ve sonu kurtarırsanız orta zaten kendiliğinden gelir. Yatırımı ortaya yapıyoruz ama nereye vuruş yapmamız gerektiğini bence bilmiyoruz. Asıl sıkıntı bu…

Son bir örnek vermek istiyorum. Psikolog Doğan Cüceloğlu’na mutluluğun formülü sorulduğunda Doğan hoca, “Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde önceden yerleştirmeye çalışırdık şimdi artık bırakın Maslow’un ihtiyaçlar piramidini ilk sıraya hayatta mutluluğu koyuyorum diyor. Çünkü hayatta mutlu değilseniz sağlığınız olmaz. Ruhsal sağlık fiziksel sağlığı çok etkileyen bir şey. Ruhsal olarak mutlu değilsek fiziksel olarak da sağlığımız elden gider” diyor. Dolayısıyla mutluluğu bulmuş olmak gerekiyor. Bu da inanca, imana ve şükre dayanıyor. 

-Öncelikle medyada, canlı yayınlarda sonra trafikte ve en çok kullandığımız telefonda adab-ı muaşeret kurallarına birkaç örnek verebilir misiniz?

TRAFİKTE BEDEN DİLİNİ OLUMSUZ ANLAMDA ÇOK ETKİN KULLANIYORUZ

- Yıllarca araç kullanan ve kent trafiğine çıkmış olan bizler dalgınlıktan ve çeşitli nedenlerden dolayı hatalar yapabiliyoruz. Elinizin tersi ve düzünü göstermek çok farklı anlamlara geliyor. Elinizin tersi meydan okumak, düzü ise affedersiniz demektir. Biz meydan okumayı çok yapıyoruz. Trafikte bağırmalar, çağırmalar çok fazla… Trafikte beden dilini olumsuz anlamda çok etkin kullanıyoruz. Trafikte birbirimizin hakkına çok giriyoruz, nezaket kurallarını çok ihlal ediyoruz. Sanki her birimiz canlı bomba gibiyiz. Hepimiz bir yere yetişme telaşındayız.

Şimdi sürücü kurslarında nezaket kuralları dersleri zorunlu oldu. Trafikte öncelikle herkes hakkını bilecek. Kimse birbirinin hakkının önüne geçmeye çalışmayacak. Yerli yersiz her yerde korna çalınıyor. Bu başlı başına nezaket kurallarına aykırı… Araç kullanıcılarının yayalara göstermedikleri nezaketten bahsetmek istiyorum. Daha yaya yolun ortasındayken SARIDA GEÇİYORLAR. TRAFİKTE YAYANIN ÜSTÜNLÜĞÜ VARDIR.

ÖRNEK AVRUPA TRAFİĞİ

Avrupa trafiğini örnek vermek istiyorum. Selamı sabahı atalarımızdan değil de Avrupa’da unuttuğumuz değerler gibi Avrupa’dan mı almaya başlasak diye düşünmüyor değilim. Londra’nın trafiği bile nazik. Herkes birbirini bekliyor. Londra’da yaşayıp buraya geldiğinizde bakıyorsunuz ki kimse size yol vermiyor. Karşıdan karşıya geçerken sizi bekleyen bir araç yok. Çok içler acısı… Yayanın aracı beklediğine şahit oluyoruz.

TRAFİKTE ÇOK KAVGALAR OLUYOR

Trafikte nezaket kurallarına çok daha fazla uyulması gerekiyor. Çünkü hepimiz öfkeli ve sinirli oluyoruz. Bu nedenle de trafikte çok kavgalar oluyor.

Egonun en fazla yükseldiği yerlerden birisi de trafik. Biz gençlerimize özgüven eğitimleri verirken arabanın direksiyonuna oturmalarını isteriz. Bu çok ilginç gelecek belki size. Burada her şey sizin kumandanızda ve yönetiminizdedir. Yöneten ve kaptan sizsiniz. Genç yaşta araba kullanmak isteyenler direksiyona oturduklarında omuzları yükselir, kendilerine güvenleri gelir. Haliyle oraya oturmuş olmaları özgüveni yükselten bir şey. İşte o özgüven patladığı anda da yüksek ego sorunu ortaya çıkıyor.

Medya alanında da sorunlar yaşanıyor. Çok konuklu programları düşünün. Konukların bile birbirine tahammülü yok. Bakıyorsunuz spiker onu mu bunu mu idare etsem diye arada kalmış. Birine birazcık az söz verdiğinde diğer konuk hemen dik dik bakıyor veya hazır söz bana gelmişken diye sözle şikâyetini dile getiriyor. Aslında biraz nezaket göstermemiz lazım.

Yaşam şeklinizle mesleğinizin örtüşmüş olması lazım

Bana diyorlar ki siz hiç mi öfkelenmez veya bağırmazsınız. Hiç mi sokakta sakız çiğneyip patlatmazsınız. Ardından da sizi sokakta sakız patlatırken düşünemiyoruz diye de ekliyorlar Dört-beş yaşlarındayken  (öğretmen bir baba ve Çerkez annenin kızıyım ) rahmetlik babam bana sokakta sakız çiğnemeyi yasakladığında o dönemlerde anlamamıştım bunun nedenini. Şimdilerde bunu adap, nezaket diye derslerde anlatıyorum. Yaşam şeklinizle mesleğinizin örtüşmüş olması lazım. Nezaket anlatırken nezaketsizlik yapamam. Yapmak istesem de yapamam.

TOPLUM OLARAK NEZAKET SÖZCÜKLERİNİ, NAZİK DAVRANIŞLARI HER BİRİMİZİN SERGİLEMİŞ OLMASI GEREKİYOR.

Canlı yayınlarda ve oturumlarda kavgalar oluyor zaman zaman. Bırakın tartışmayı birbirlerine giriyorlar. Programı yönetenlere ciddi anlamda sıkıntı oluyor.

Bana “Nezaket mi zarafet mi?” dediklerinde “Zarafet içten gelen güzel duyguların hal diliyle nezaket olarak hayata nakşedilmesidir” diyorum.

Spikerlik eğitimi döneminde hocalarımız bize ayna çalışmaları yaptırırlardı. Derlerdi ki kötü bir şey düşündüğünüzde yüzünüzün ve mimiklerinizin nasıl şekil aldığını görmek için aynaya bakın. İyilik, güzellik, hoşgörü düşündüğünüzde aynaya bakın. Bir kişi bağırmaya başlıyorsa o anda kalbinden bir kötülük geçtiğini hissediyorsunuz. Dolayısıyla bunu bir ayna olarak düşününce demek ki hep güzellik konuşmak gerekiyor ve hayata güzel bakmak gerekiyor. Güzel düşünün ve güzel bakın.

-Günümüzün en popüler iletişim alanlarından olan sosyal medyada da adab-ı muaşeret kurallarına uyulmalı mıdır? Bu alanda nelere dikkat edilmeli?

NEZAKETİN DİLİYLE İLETİŞİMİ İYİ KULLANIN

-Kesinlikle uyulmalıdır. Hiç ihmal edilmemelidir. Her meslekte, kitlede ve kişide yani bireyden topluma doğru düşünün bu kurallara kesinlikle uyulmalıdır. Çünkü ben nezaketin dilini iletişimde elimizdeki altın anahtar olarak görüyorum. Herkesin anahtarı farklıdır. Her kapının anahtarının farklı olduğu gibi… Nezaketin diliyle iletişimi iyi kullanırsam altın anahtar benim elimde olur. Şunu unutmayın, “Ne atarsanız geriye o gelir”. Yeter ki siz iyilik atın iyilik gelsin. İyilik atarsanız iyilik, kötülük atarsanız da kötülük bulursunuz. Rahmetlik anneannem derdi “Taş atana ekmek atacaksın.” Ekmek atana herkes ekmek atar. Ancak taş atana ekmek atabilmek çok zor bir iş. Bu çok zor ancak yapabiliriz.

-Dijital çağda X,Y ve Z kuşakları olarak adlandırılan genç kuşakların algıları, beğenileri ve davranışları çok farklı. Büyüklerimizden hep duyarız “ Ah bu yeni nesil gençler çok saygısız ve görgüsüzler” diye. Gençler mi çok saygısız yoksa büyükler çok mu alıngan?

ÖYLE BİR GENÇLİK GELİYOR Kİ…

- Bu soruyu çok ama çok sevdim Bana gençleri çok şikâyet ediyorlar. Ebeveynler diyorlar ki bizim kız/oğlan şöyle böyle falan… Öyle bir gençlik geliyor ki bunların elinde ıpad’ler, telefonlar, üzerlerinde eşofmanlar, bunlar ne misafir karşılamayı ne büyüklere saygı göstermeyi, ne toplu taşımada onlara yer vermeyi biliyorlar. Ben hiç ses çıkarmadan gençleri şikâyet edenleri saygıyla dinliyorum. Sonra onların sözü bitince alıyorum sazı elime diyorum ki, “Aynaya bakıyor muyuz acaba? Aynaya bakıp bu çocuk bunu yapıyor ama biz zamanında bu çocuğa bunu yapma, etme derken nasıl söylediğimizi değil de nasıl yaşadığımızı hiç düşündük mü?”

Çocuklar/gençler söylenene değil yapılmış olana bakarlar. Söz ve davranışların kesinlikle tutarlı olması lazım. Bu anlamda gençlere de diyorum ki inanın sizi sizden daha iyi savunuyorum. Öyle bir yere teslim olmuşsunuz ki size kıyamıyorum. Çünkü ben köklerimize çok güveniyorum. Kökler çok sağlam.

BİZDE KARNENİN SADECE SOL TARAFI ÖNEMSENİYOR

Aileler eğitim konusunda çok bilinçliler. Kendi öğretmiş oldukları adap konusunda aynı hassasiyeti gösterdiklerine inanmıyorum. Çocuklarımıza mavi/pembe çok güzel odalar hazırlıyoruz. Ancak kaç çocuk adab-ı muaşeret kitabıyla ders kitabından önce tanışıyor? Farkındalık böyle oluşuyor işte. Bizde çocuk karneyi getirdiğinde karnenin sadece sol tarafı önemseniyor.

Avrupa, işe alımlarda karnenin sağ tarafına bakıyor. Biz de ise işe alımlar karnenin sol tarafıyla yapılıyor.

Yıllardır zihinsel zekâyı (intelligence quotient- IQ) tartıştık. Ama şimdi IQ’yu. duygusal zekâyı (Emotional Quotient-EQ) hatta SQ yu konuşuyoruz. Dolayısıyla duygusal zekâ, adap, edep, hal dili, ahlak yani insan olmak önemli. Kimliklerden değil insan olmaktan bahsediyorum. Bu anlamda ailelere çok önemli görevler düşüyor.

-Kibarlık, zarafet kişiden başlayıp topluma yayılıyor. Çocuklarımızın hayat boyu kullanacağı ve onları kibar kılacak en temel görgü kurallarına örnek verebilir misiniz?

ZARAFET AKADEMİSİ

- Bizim zarafet akademimiz var. Genç kızlarımıza zarafet akademide nasıl bir lady olunur, nasıl prenses gibi davranılır, nasıl hal dili ile naif ve saygılı olunur? Bir beyefendi bir prens nasıl yetiştirilir? Bunların eğitimini veriyoruz. Aileler soruyorlar; bizim yıllarca vermek isteyip de veremediğimizi siz toplam 40 saatlik eğitimde nasıl vermeyi başarıyorsunuz? Çocuklar anneyi babayı eğitici olarak görmek istemiyorlar. Onları sadece anne- baba olarak görmek istiyorlar ve onlara karşı bir duvar örüyorlar.

Gençler ve çocuklar en sevdiğim gruptur. Çünkü dinç göstermez ve çabuk öğreniyorlar ve anında geri bildirim alırsınız. Direnç yoktur. Ne veriyorsanız görüntüde de görebiliyorsunuz. Eğitimden çıkar çıkmaz hemen teşekkür etmeye ve nazik kelimeleri söylemeye başlıyorlar.

Anne, babaya ve büyüklere saygıyı, edebi ahlakla toplum içinde saygın duruş ve oturma, kalkma çok önemli. Siz ilk saniyelerde aslında karşı tarafa kendinizle ilgili ipuçları veriyorsunuz.

YÜZDE 68 ORANINDA İLK İZLENİMİ DEĞİŞTİREMİYORSUNUZ

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre yüzde 68 oranında ilk izlenimi değiştiremiyorsunuz. Bu inanılmaz bir güç. Tanıştık şimdi sizinle. Ne var ilk saniyelerde? Gözden göze temas ettik. Gözlerden yüreğe inen mesaj, hal diliyle onun masumiyeti veya tersinden baktığımızda ukalalığı veya egoyu görebiliyorsunuz. Şu masada oturmuş olma yerinizden bile görgü kurallarını bilip bilmediğiniz ortaya çıkıyor. İçtiğiniz çaydan verdiğiniz siparişlere kadar her şeyde nezaketi ölçümleyebilirsiniz. Çok kaba bir insanken çok kibar birisi gibi görünemezsiniz. Ya da nazik bir insanken kabalık yapamazsınız. Yani oynayamazsınız.

-Erkeklere ve kadınlara dayatılan rol modeller var. Merdivenlerden çıkarken kadının önde olması, sosyal alanda ilk eli kadının uzatması, telefonu önce bayanın kapatması, evlilik teklifini veya çıkma teklifini erkeğin yapması vb… gibi. Dünya değişiyorken ve nesiller arasında ciddi farklar varken bu kurallar çok önemli mi?

- “Görgü kuralları güncellenir mi günümüze uyarlanır mı?”diye soruyorlar. Görgü kuralları toplumlarla doğar ve büyür ama kültürel anlamda değişiklik gösterebilir. Bırakın ülkeden ülkeyi şehirden şehire bile gösterebilir. Örneğin önceden yürüyen merdiven yoktu. Dolayısıyla yürüyen merdivenin nezaket, adabı diye de bir şey yoktu. Yurtdışına çıkmış olduğunuzda tepeden aşağıya kadar uzun yürüyen merdivenlerde herkes tek sıra halinde dizilmiş olarak bekliyor ve sol taraf hızlı inmek isteyenlere ayrılmışsa diyorsunuz ki bunun adabı da bu.

TEKNOLOJİ GELİRKEN KENDİ KÜLTÜRÜNÜ GETİRİYOR

Teknoloji gelirken kendi kültürünü getiriyorsa ve ülkenize uyuyorsa onu kullanırsınız. Ama sizin kültürünüze uymuyorsa biraz değişiklik yapmak durumunda kalabilirsiniz. Ata kültürü deyimini kullanıyoruz şimdilerde. Ata kültürünüze uymuyorsa o zaman güncelleyebilirsiniz.

KADININ ERKEĞE EVLİLİK TEKLİFİ YAPTIĞI DÖNEMLER VAR

Evlilik teklifi hep erkeklerden beklenir. Ancak çok ama çok eskilere gittiğimizde kadının erkeğe evlilik teklifi yaptığı dönemler var.

Merdivenlerden çıkarken kadının önde olmasında da nezaket var. Çünkü topuklu ayakkabıları giyiniyoruz düşersek beyefendiler bizi tutsunlar diye 

TELEFONU ÖNCE BAYAN KAPATIR

Telefonu normalde ilk açan kapatır. Kural budur. Ama karşınızdaki bir hanımefendi ise telefonu önce bayan kapatır. Ast üst ilişkilerinde de üst olan önce kapatır. Ben hep yöneticilere diyorum ki akılı bir yöneticiyseniz ilk işe aldığını gün işe aldığınız kişiye telefondan ölçümleyebilirsiniz. Beklersiniz son sözcükten sonra pat diye kapatıyor mu kapatmıyor mu diye. Eleman hemen yüzünüze telefonu kapatıyorsa acil eğitime ihtiyacı var demektir.

Restoranlarda veya kafelerde yüzde 80 bayanlar yanlış yerde oturuyorlar. Daha kapıyı gören taraflarda oturuyorlar bayanlar. Çünkü yönetimin bizde olmasını ve her şeye hâkim olmak isteriz. Kadınlık içgüdümüzden kaynaklı olarak. Ancak bu yanlış. Kadının kalabalığa arkası dönük, erkeğin ise yüzü dönük olmalı. Bu da güvenlik nedenlerinden dolayıdır. Her hangi bir tehlike durumunda beyefendi, hanımefendiyi koruyabilsin diye. Aslında çok ince ve nazik bir davranış.

SOSYAL ALANIN BİR NUMARASI HER ZAMAN İÇİN HANIMEFENDİDİR

Çok eski dönemlerde Hakan, Hatununu sağ tarafına almadan önemli anlaşmalara imza dahi atmazmış. Eğitimlerimizde sosyal alanda hanımefendiyi sağ tarafınıza alacaksınız deriz. Çünkü sosyal alanın bir numarası her zaman için hanımefendidir. Kamusal alanda da üst olan sağ tarafınızda olur. Dolayısıyla sağ taraf her zaman kıymetlidir.

-Bildiğiniz üzere 14 Şubat Sevgililer Günü. Aşkın beden dili var mı? Kadınlarda ve erkeklerde aşkın beden biline örnek verir misiniz?

- Aşkın beden dili nezaketin beden dilidir. Karşılıklı olarak nazik, ince düşünceli ve saygılı olmak gerekiyor. Bir kadın erkeğine ceketini tutmaktan ve bir erkek de eşine mantosunu tutmaktan rahatsız olmamalı. Her iki tarafta birbirine ince davranmalı.

AŞKIN BEDEN DİLİ YÜREĞİN BEDEN DİLİDİR

Eşinin ayakkabılarının bağcığını ilikleyen bir anne, eşinin işten eve gelmesini bekleyen veya eşi eve geciktiğinde merak eden bir kadın… Bunlar bana göre aşkın beden dilleri.

Çalışan kadın ayakları üzerinde durmalı, kimliği ile güçlü olmalı. Ama eşinin yanında nerede durması gerektiğini de bilmeli.

AŞKIN BEDEN DİLİ YÜREĞİN, SEVGİ VE SAYGININ BEDEN DİLİDİR DE DİYEBİLİRİZ.

Cümlelerimi Yunus Emre’nin şu güzel dizeleri ile sonlandırmak istiyorum.

“İlim meclisine girdim ilim eyledim kıldım talep, ilim taa gerilerde kaldı illa edep illa edep...” Yunus Emre

Zarafetle…

(UA-BA-S) GAZİ KARS (KHA) – KAFKAS HABER AJANSI

 
  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 113890 Defa Okundu
2016-02-22

SON YAZILARI

Minyatip söyleşisi Yazar Kılıç’tan Nezih Kuleyin ile Söyleşi AŞKIN BEDEN DİLİ, NEZAKETİN BEDEN DİLİDİR Üç kere “AYN” deyin… “Neşeli Günüm” ile neşelenin! “Kurum kimliğiniz ile yaptığınız paylaşımlara özen gösterin!” Gazeteci Şeref Oğuz: Ar-Ge genellikle bizde Ür-Ge’ye dönüşüyor Yazar Kılıç’tan Prof. Dr. Alkin ile Söyleşi Azeri sanatçı Cavit Tebrizli ile söyleşi Gramafon ve plaklarla zamana yolculuk…

YORUMLAR

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Kars Lojistik Merkezi’nin temeli atıldı
Kars Lojistik Merkezi’nin temeli atıldı
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Kars Lojistik Merkezi’nin temeli atıldı
Kars Lojistik Merkezi’nin temeli atıldı

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Tan Ofset San.Tic.'nin Kurulusudur. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır