KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

YRD. DOÇ. DR. F. ÜLKÜ SELÇUK İLE SÖYLEŞİ

  Arzu KILIÇ

          arzu.kilic@tbd.org.tr
         YRD. DOÇ. DR. F. ÜLKÜ SELÇUK İLE SÖYLEŞİ

Yrd. Doç. Dr. F. Ülkü Selçuk ile söyleşi

Değerli okurlar,

Dünyada dini fanatizm, ırkçılık, saldırgan milliyetçilik ve etnik merkeziyetçilik gibi nefret biçimleri hızla artıyor. Ne zaman televizyonu açsam veya gazeteyi elime alsam öfke, katliam, savaş ve ölüm haberlerini görüyorum. Sosyolojik boyutta büyük değişimler yaşıyoruz.

Dünyada ırkçılığa örnek verebileceğimiz çok fazla olay var. Örneğin 2011 yazına aşırı sağcı terörist Anders Behring Brievik’in Norveç’te Oslo’daki Başbakanlık Binası önündeki bombalı eylemi ve 76 kişinin öldüğü Ütopya Adası’nda İşçi Partisi Gençlik Kampı’na düzenlediği baskın damgasını vurdu.

Dünyada giderek artan saldırgan milliyetçilik, ırkçılık ve etnik merkeziyetçilik gibi nefret söylemleri hakkında Atılım Üniversitesi’nden değerli hocam Yrd. Doç. Dr. F. Ülkü Selçuk ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Selçuk, tüm insanların yaşama hakkı olmasına rağmen bu evrensel kuralın, sıklıkla ihlal edildiğini ve üretilen zenginliklerden milyonlarca insanın mahrum bırakıldığını açıkladı.

Keyifle okumanız dileğiyle…

Yrd. Doç. Dr. F. Ülkü Selçuk:

“Nefret, merhametin hâkimiyetini gölgeleyen kuvvetli bir duygudur.”

Selçuk, nefretin yeniden inşasında ve pekişmesinde sosyal medyanın aydınlıktan uzak yayınlarının önemli bir yer tuttuğunu söyledi.

-Bildiğiniz üzere son zamanlarda dünyada sosyolojik boyutta büyük değişiklikler yaşanıyor. Dünyada giderek artan dini fanatizme karşı ırkçılık, saldırgan milliyetçilik ve etnik merkeziyetçilik gibi nefret biçimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Nefret, yıllardır insanlığın başında olan bir hastalık. Merhametin hâkimiyetini gölgeleyen kuvvetli bir his. İnsan, kendinin ve önem verdiklerinin ihtiyaçlarını karşılamaya öncelik verir. Örneğin insanların çoğu karınlarını doyurma ihtiyacı hisseder, ayrıca sevdiklerinin de karnının doymasını ister. Kendilerini çeşitli gruplara ait hissederler. Aile, arkadaş grubu, dini cemaat, siyasi cemaat, ulus gibi... İnsan, kendini birden fazla gruba ait hissedebilir. Maddi ve duygusal gereksinimlerini bu gruplar içinde giderebilir. Kişinin, hangi gruba aidiyetinin baskın çıkacağı ise kişinin o andaki yönelimine, koşullara bağlı olarak değişir. Kimi zaman insan, maddi çıkarlarını ön plana alıyor, kimi zaman belli gruplara duygusal bağı onu yönlendiren temel etken oluyor. Örneğin bazen insan para kazanmak için, kardeşini bile aldatabiliyor, kimi zaman da aileye aidiyeti o kadar güçlü oluyor ki kardeşlerinin iyiliği için varını yoğunu feda ediyor. Kimi zaman ise ulus cemaatine aidiyeti baskın çıkıyor ve ulusa bağlılık hisleriyle çok sevdiği ailesini bile tehlikeye atacak eylemlerde bulunuyor. Hakikaten de insanın, değer verdiklerine veya aidiyet hissettiği gruplara zarar verecek şekilde davranması az rastlanan bir durum değil. Kimi zaman insanlar, acı duydukları için, acı verdiklerinde içlerinde hissettikleri rahatlama nedeniyle zarar vermeye yönelebiliyorlar. Hatta bazı insanların çok yakınındaki sevdikleri, onların acı oklarına en çok maruz kalanlardan oluyor. İnsan, sevdiğini zannettiklerine bile kıyabiliyor. Ayrıca, sevmediklerine veya düşman gördüklerine yönelik davranışları da zalimleşebiliyor.

GRUP AİDİYETİ, BAĞLILIK YARATIR

Bazen insan, kendini güvende hissetmez. Var olduğunu, kuvvetle hissetme ihtiyacı duyar. Başkalarına veya kendine, “Ben şu grubun üyesiyim” diyebilmek ister. Grup aidiyeti, ona, tek başınayken hissedemeyeceği türden bir enerji verir. İnsanlarda toplanma ihtiyacı vardır. İnsan, sosyal bir varlıktır. Tek başına yaşayamaz. Biraradalık arzu eder. Bu birliktelikler, kimi zaman kendi dışındakilere, başka gruplara düşmanlık veya onlardan ayrılık, ayrıcalıklılık, üstünlük hislerini beraberinde getirir. Çocuk oyunlarında bile “biz ve onlar” halinde gruplar vardır. Çocuk, ait olduğu gruba canla başla hizmet etmeye çalışır. O kısacık andaki geçici takım arkadaşlığı bile, onda güçlü duygular uyandırır. Bazen, “karşı”, “düşman” tarafla kavgaya tutuşur. Oyundan çıksa bile oyuna devam eden takım arkadaşlarına bağı sürer. Oyun bittiğindeyse, yavaş yavaş bağlılık hissi dağılır. Oyun sırasında “karşı” takıma geçmek durumunda kalırsa, bu sefer o gruba aidiyet hissi serpilir. Eski takım arkadaşlarını kısa bir süre içinde “rakip” olarak kodlanmaya başlar. İnsan, işte, böyle yönelimleri olan bir varlık.

Biz yetişkinlerin de bazı yönleri, çocuk kalıyor. Empati yetimiz insanlığın selameti için çalışmaya yönelecek kadar gelişmiyor. Ben merkezli isteklerin egemenliği altına giriyoruz. Merhamet duygumuz sınırlı kalıyor, güç peşine düşüyoruz. Güvende hissetmek istiyoruz. Düşünce, duygu, kader birliği hissi veren beraberliklerimiz öncelikli oluyor. “Birlikten kuvvet doğar” demiş atalarımız. Ancak birlik, her zaman insanlığın barışı içinde veya rekabetsiz olmuyor. “Benim dışımdakiler karşı taraftandır” düşüncesinin egemen olduğu, katı sınırlarla çevrelenmiş birlikler de söz konusu olabiliyor. İşte bu kabuğu sert birlikler, insanlığı bölebiliyor. İnsanın küçük cemaatler halinde, yakınlık hissettikleriyle bir arada olması da kendilerini, diğer gruplardan farklı görmeleri de normal. İçe kapanmaları da anlaşılabilir. İnsanlığın olgunlaşma derecesi şimdilik bu kadarına izin veriyor. Öte yandan ne zaman ki kabuğun dışındakiler sürekli olarak mücadele edilmesi gereken rakipler olarak görülür, orada sıkıntı doğar. Kaynakları öncelikle, yakın hissettiklerimizle paylaşmak, kendimiz de güzel yerlerde oturmak, güzel yiyecekler yemek isteriz. En doğrusunun bizim düşüncelerimiz olduğunu düşünürüz. Paylaşmak ve farklı düşüncelere kulaklarımızı açmak konusunda gönülsüz davranırız. Bu, bir dereceye kadar normaldir. Yola devam edebilmek için insanın, yarı kararlı bile olsa dengeye ihtiyacı vardır. İnsanın doğru bildiklerinin ve alışkanlıklarının yerinden edilmesi ile oluşacak boşluk, sağlam dayanaklarla doldurulmalıdır. Aksi takdirde insan, altından kalkamayacağı bir yükle ağırlaşarak, dengesizleşerek yalpalayabilir, düşebilir. Birçok insan, belki de bundan ötürü, içgüdüsel olarak, büyük sarsıntılar yaşamadan hayatına devam edebilmek için içe kapanır.

DENGE İLE GELİŞME, KALP VE AKLIN UYUMUYLA MÜMKÜN

Kendi yaşantımız, kimi zaman diğerlerinin üzüntüsü ve mahrumiyetini arttırır. Bazı ihtiyaçlarımızı karşılarken başkalarının arzuları, istekleri gerçekleşmeyebilir. Örneğin bir insan, güvenlik ihtiyacı nedeniyle, yaşadığı evi, sığınacak bir çatı bile bulamayan evsizler ile paylaşmak istemeyebilir. Bu da belli bir dereceye kadar normaldir. İnsan, ortalama yaşam biçiminden kolaylıkla ayrılamaz. Bir insanın orta halli bir restoranda yediği yemeğe harcadıkları ile aç birkaç insan doyabilir. Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir. Bazı durumlarda orta yola yakın bir yol izlenmesinde hikmet olduğunu hissediyorum. Bununla beraber, orta yolun, olumlu yönde yenilenmesi de gereklidir. Kanımca, doğru olan yol, olumlu yönde değişim, dönüşüm, yerleşimi gerektirir. Nispeten olumlu yol oturunca, insanlar bu yol ekseninde hareket etmeye başlarlar. Yeni olan yol, değerler, bir süre sonra alışkanlık haline dönüşür. İnsan gruplarının normları haline gelir. Esenlik döngüsü, daha büyük bir esenlik lehine çözülmeli, yenilenmeli, yol böylece devam etmelidir. Böylelikle insanlık ilerler, serpilir, gelişir. İnsanlar merhametle daha fazla paylaşmaya hazır hale geldikçe bu açılımlar hızlanır. Denge ile gelişmeyi sağlayacak olan ise, kalp ve aklın uyumudur.

Bugün, tüm insanların yaşamaya hakkı olduğu düşüncesi, evrensel bir ilke olarak kabul edilmiştir. Tüm insanların yedirip giydirebilecek, barındırabilecek üretim düzeyine ulaşılmıştır. Yine de uygulama ve paylaşımda sorunlar vardır. Yaşama hakkı sıklıkla ihlal ediliyor. Üretilen zenginliklerden milyarlarca insan mahrum. Eve kapatan teknolojik gelişmeler ve yalnızlaştıran şehir yaşamı, bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Yüz yüze, hoşgörüye dayalı iletişim imkânları azalıyor. Öte yandan bilgisayarlar ve şehir yaşamı farklı şekillerde toplanma imkânı sunuyor. Bunla karşın yakın gelecekte, sanal iletişimin, yüz yüze samimi iletişimin yerini alması güç görünüyor. Yüz yüze iletişim sağlayan, hoşgörüye dayalı topluluklar sayıca oldukça az. Dolayısıyla pek çok insan, aileden daha büyük gruplar altında toplanma ihtiyaçlarını karşılayabilmek için arayışa giriyor. Çoğunun karşılaştığı ise, keskin sınırlarla içe kapanmış gruplar oluyor.

BUGÜNÜ VE GELECEĞİ GÜZELLİKLE İNŞA ETMEYE ÇABALAMAK İNSANLIK GÖREVİ

Bir başka mesele de, bazı insanların ortalama ihtiyaçlarını karşılamalarının, kimi zaman başka insanların en temel ihtiyaçlarını karşılayamamaları sonucunu doğurabilmesidir. İnsanlar kimi zaman maddi zenginliklerini paylaşmakta isteksiz olabiliyorlar. Kimi zaman da doğru bildiklerinin sarsılmaması için farklı sesleri duyulmaz yapmaya çalışıyorlar. Lüks düğünlerde kilolarca altın takıldığı haberleri sıklıkla gazetelerde yer alıyor. Kendi doğrusu dışındakileri duymak istemeyen toplulukların cana kıydıkları haberleri de... Yola daha doğru şekilde devam edebilmek için dikkat edilmesi gereken pek çok nokta varsa da kanımca öncelikle kaçınılması gerekenler şunlardır: Ortalamanın çok üzerindeki israf ve farklı düşünceleri bastırmak üzere canlara zarar vermek. Bugünün koşullarında eldeki kaynaklar, kişinin kendisinin ve önem verdiklerinin ortalama ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılabilir. Makul bir zaman diliminde bu kişilerin ortalama ihtiyaçlarını karşılayacak birikim de yapılabilir. Bununla birlikte, artan kaynaklar başkalarının ihtiyaçlarının karşılanması için seferber edilmelidir. Kanımca doğru olan, kaynakların, olabildiğince çok insanın barışçıl bir biçimde maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanabilmesi yönünde kullanılmasıdır. İnsan, nefret ettikçe katılaşır. Kendisine ve çevresine verdiği ışık yavaş yavaş söner. Marifet, olmazların sayısını arttırmakta değil, dengeyle, iyilik yolunda esneyebilmektedir. Bu ise akıl ve kalp uyumunu gerektirir. Böylesine bir uyum, merhameti, hoşgörüyü artıracak biçimde gelişip genişleyebilir. Geçmişten ders çıkarmak, hataları tekrarlamamaya çalışmak lâzımdır. Olumsuz duyguları biriktirmeden, olabildiğince affederek, geçmişi değiştiremeyeceğimizin bilincinde, bugünü ve geleceği güzellikle inşa etmeye çabalamaksa insanlık görevimizdir.

ÖTEKİ OLANA MÜSAMAHA GÖSTERİLMEDİĞİNDE ŞİDDET ARTAR

Bugün gerek milli, gerek dini, gerekse de başka motiflerle bezenmiş grupların bazıları, düşman bellediklerine öfke saçıp telafisi güç yollara sapmaktadır. Kalbin ve aklın kararması, az rastlanan bir durum değildir. İnsanların kendilerini güvende hissetmedikleri zamanlarda topluluk aidiyetinin vereceği kuvvete ihtiyaç artıyor. Toplulukların ana ekseni öteki olana hoşgörüden müsamahasızlığa doğru kaydığında ise şiddet artabiliyor. Bunu, pek çok futbol taraftarının kolaylıkla nasıl da yoldan çıktığını gözlemleyerek bile görebiliriz. Bugün, dünya ekonomisi iyiye gitmiyor, işsiz sayısı artıyor. İnsanlar, temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma düşüyor, geleceğe güvenle bakamıyorlar. Varlıklarını ve önem verdiklerinin varlıklarını tehdit altında hissediyorlar. Bu, korunma ihtiyacını arttırıyor. Sığınağı, aydınlıktan uzak yerlerde aradıklarında ise problem başlıyor. Büyük dünya savaşları, ekonomik krizlerin ardından gelmiş. Dünya, bin yıllardır, yurt tutma peşinde, güvenle yaşama yöneliminde olan insanların savaşlarına sahne olmuş. Bir arada, hoşgörüyle yaşamak sanat... Selamet, insana ve insanlığa hâkim olması gereken hayati bir hal. Bu yolda ilerlerken karşılaşacaklarına doğru tepkiler vermesi içinse insanın rehberlere ihtiyacı var. İnsanın en önemli rehberleri aklı ve kalbidir. İnsan doğruyu, aklının ve kalbinin dengesini gözeterek bulacaktır. Ezberlerimizi bozabilmeli, içimizde oluşacak boşluğu ise merhametin ışığında olabildiğince sağlam zemine basmaya gayret ederek doldurmalıyız.

Karşısına merhametle çıkılmadığında nefret, kendini çoğaltan bir özelliğe sahiptir. Merhamet etmek, insanların, kendilerini ve sevdiklerini korumayacakları anlamına gelmez. Tedbir almak, aklın gereğidir. Akıl, gereğince kullanıldığında, yolu belli bir ölçüde aydınlatabilir. Akıl, önemli bir ihsandır. Bununla beraber, var olma çabası içindeki adımların, sükûnet içinde, olabildiğince çok insanın selametini gözeterek, tek bir masuma bile zarar vermeyecek biçimde atılması lâzımdır. Ne farklı bir dil, ne farklı bir düşünce bir masumun yaşamına son vermeye değer. İnsanların, arada sırada, durmaları lâzımdır. Durup kendilerine dönüp “Ben ne yapıyorum?” diye sormaları gereklidir. “Aklım neye hizmet ediyor?” “Doğru bildiklerim beni, bizi nereye götürüyor?” “Yolum merhametle mi aydınlanıyor, yoksa hırsların ve umursamazlığın gölgesinde mi yitiyor?”

Yüz yüze ilişkilerimizden diğer dünya meselelerine kadar seçim yapmak durumunda kaldığımız her durakta, yol ayrımlarında ne tarafa yöneldiğimiz, insanlığın kaderinde pay SAHİBİ OLACAK KADAR ÖNEMLİDİR.

MERHAMETİN IŞIĞI ARTTIKÇA NEFRETİN KARANLIĞI DAĞILIR…

- Dünyada hoşgörüsüzlük, aşırı sağcılık, etnik milliyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere karşı düşmanlık daha önceden beri vardı ancak sosyal medyada artan nefret söylemi nefret suçunu körüklüyor diyebilir miyiz? Eğer körüklüyorsa bunu engellemek için yasal anlamda neler yapılmalıdır?

- İnsana dair her tür ilişki önemlidir. Kitle iletişim araçlarının etkisi ise kısa sürede çok sayıda insana mesaj iletebilmesinden geliyor. Nefretin yeniden ve yeniden inşasında, pekişmesinde sosyal medyanın aydınlıktan uzak yayınları önemli bir yer tutuyor sizin de söylediğiniz gibi… Öte yandan, sevginin inşasında, merhametin pekişmesinde de önemi büyük… Mesele, insanların hangi yöne doğru yöneldiğidir… Merhametin ışığı arttıkça nefretin karanlığı dağılır. Bizim işimiz, merhametten yana yol tutturmaktır. O halde yasalar da bu yönde şekillenmelidir. Sansür, büyük tepkiler doğurabilir.  “Karanlık söylemler karşısında yapılabilecek ne var?” diye düşününce ise aklıma, aydınlığı yaymak geliyor. Örneğin, her 1 dakikalık/1 sayfalık nefrete dayalı söylem karşısında en az 5 dakikalık/ 5 sayfalık merhameti, insafı, yardımseverliği, inceliği, dürüstlüğü öven; bunları dengeli bir biçimde yaşama geçirmek gerektiğini söyleyen; olabildiğince çok insanı yaşatacak şekilde, tek bir masuma bile kıymayacak şekilde hayatlarımızı sürdürmemizi öğütleyen yayınların yapılması önerilebilir. Bu fikri geliştirmek, uygun, uygulanabilir hale getirmek için üzerinde daha çok düşünmek gerekebilir. Bununla beraber, öyle hissediyorum ki, yasa yapma mantığının merhameti ve insafı arttıracak şekilde dönüşmesi hepimizin hayrına olacaktır.

Olumsuzluklara karşı iyilikle duracak bilgisayar oyunları üretilebilir

- Facebook, Twitter ve bazı bilgisayar oyunları nefret söylemlerini ve şiddeti örgütleyebiliyor. Bu bağlamda İnternet’in bireyleri özgürleştirmesi, demokratik yönü ve farklı kültürlere karşı hoşgörülü olma gibi olumlu kullanım alanını çoğaltmak için nasıl bir yol izlenilmesi gerekmektedir?

-Çocuk oyunları çok önemlidir, zira çocuk, hayata dair birçok şeyi oyunlarda keşfeder. Bilgisayar oyunlarıysa, çocuklarla sınırlı olmayan bir insan kümesini kendine çekiyor. Bu oyunlar da merhamet, insaf, incelik, yardımseverlik ve dürüstlüğün dengeli bir şekilde hayata geçirilmesini teşvik edecek şekilde yeniden yapılandırılabilir. Farklı dillerden, dinlerden insan grupları arasında dayanışma teşvik edilebilir. Bilgisayar oyunlarında aklın ve kalbin rehberliğinde hareket ettikçe puan toplanabilir. Olumsuzluğu yayan tepkisel/planlı hareketler ise puan kaybına yol açabilir. Bu yönde geliştirilecek oyunlarda, şiddetsiz iletişim teknikleriyle yapılandırılan ifadeler kullanan ve hem hayatta kalmayı başaran hem de yok etmeden başkalarına yardım edebilmenin yollarını keşfeden oyuncular puan toplayabilir. Bu ve benzeri konularda toplumun her kesiminden insanın bir araya gelerek olumsuzluklara iyilikle karşı durabilecek oyunları üretmeye çalışması, geliştirmesi lâzımdır. Kanımca bu konuda yapılacak faaliyetler, insanlığın selameti bakımından hayati öneme sahiptir. Facebook, Twitter ve başka sosyal paylaşım alanlarında da esenliği artıracak şarkıların, yazıların, görüntülerin, konuşmaların yayılmasında fayda vardır.

(BA-BA-S) GAZİ KARS (KHA)

  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 26682 Defa Okundu
2013-11-06

SON YAZILARI

Minyatip söyleşisi Yazar Kılıç’tan Nezih Kuleyin ile Söyleşi AŞKIN BEDEN DİLİ, NEZAKETİN BEDEN DİLİDİR Üç kere “AYN” deyin… “Neşeli Günüm” ile neşelenin! “Kurum kimliğiniz ile yaptığınız paylaşımlara özen gösterin!” Gazeteci Şeref Oğuz: Ar-Ge genellikle bizde Ür-Ge’ye dönüşüyor Yazar Kılıç’tan Prof. Dr. Alkin ile Söyleşi Azeri sanatçı Cavit Tebrizli ile söyleşi Gramafon ve plaklarla zamana yolculuk…

YORUMLAR

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Kafkas Üniversitesinden Çanakkale Şehitlerimize Z
Kafkas Üniversitesinden Çanakkale Şehitlerimize Ziyaret
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Kars36spor’a Destek Gecesi
Kars36spor’a Destek Gecesi

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Tan Ofset San.Tic.'nin Kurulusudur. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır