KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans
Türk Kültür Hayatında Dil ve Edebiyat Sorunları
Anasayfaya Dön Tüm Eğitim Haberleri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türk Kültür Hayatında Dil ve Edebiyat Sorunları
2017-05-03 - 19:23
GAZİ KARS
Facebook'ta Paylaş

Türk Kültür Hayatında Dil ve Edebiyat Sorunları

KAFKAS HABER AJANSI / BEDİR ALTUNOK – ÖZEL HABER

Twitter sayfamızı takip için bu linke tıklayınız: 

Facebook sayfamızı takip için bu linke tıklayınız: https://www.facebook.com/Kafkas-Haber-Ajans%C4%B1-109128249159175/

Kars Kafkas Üniversitesi (KAÜ) Tıp Fakültesi Konferans Salonu’nda "Türk Kültür Hayatında Dil ve Edebiyat Sorunları" konulu panel düzenlendi.

Fen Edebiyat Fakültesi tarafından düzenlenen panele konuşmacı olarak Prof. Dr. Ahmet Günşen ve Doç. Dr. Mithat Durmuş katıldı. Prof. Dr. İsmail Parlatır'ın Moderatörlüğünü yaptığı panelde konuşan Prof. Dr. Ahmet Günşen, Oğuz Türkçesi hakkında bilgiler verdi.  Günşen "Dilimiz Kimliğimizdir" dedi.

Panel Yöneticisi İsmail Parlatır da “Türkçe konuşa konuşa dünyanın öbür ucuna gidersiniz, klavuza gerek yok. Türkçe Çince'den sonra en eski dildir. 5 büyük dilden birisidir. Yazılı kaynaklar bakımından İngilizce’den daha köklüdür. 2017 Türk Dili yılı ilan edildi.” dedi.

Prof. Dr. İsmail Parlatır ayrıca, “2017 yılı Türk dili yılı ilan edildi, tabi ki Türk dilinin varlığı bir yılla mümkün değil idrak edilmez. Yüzyıllara sığan hatta sığmayan kimliğe sahip bir Türk dili. Ama bir anlam vesilesi bir özel ve anlamlı toplantılar vesilesi çerçevesinde bir yıl boyunca böylesine oturumlar, söyleşiler, seminerler, kurultayların  yapılması dilimiz açısından çok onurlu ve sevindiricidir.” diye konuştu.

Türk dilinin dünya diller arasında ayrı bir yere ve kimliğe sahip olduğunu belirten Parlatır, “Hem tarihi geçmişiyle, hem coğrafi yönleriyle, hem söz varlığının zenginliğiyle bir büyük dil kimliğine sahiptir. 1995 yılın da UNESCO dünya dilleri arasında beş büyük araştırma yaptırıyor bilimsel mana ve sosyolojik manada. beş büyük dil tespit ediliyor. Bu dillerden biri de Türk dili. Bu güzel bir tespit. Hem uluslararası bir kuruluşun Türk dilinin kimliğini böylesine bir araştırma inceleme neticesinde ifade etmesi çok güzel bir sonuçtur. Çünkü biz söylesek pek inanmazlar. Ama dünya araştırma seviyesi yüksek ve sonuçları herkes tarafından kabul edilen bir kuruluşun böyle bir araştırma yaptırıp ve sonucu ilan etmesi ve bu sonuçların içinde Türkçe'nin de yer alması çok anlamlıdır. Bu itibarla Türk dilinin varlığı dünya dilleri arasında ayrı bir özelliğe sahip. Asya'nın en doğu uç noktasından Avrupa en uç batı noktasına kadar yürüye yürüye yürüye Türkçe konuşa konuşa gidersiniz. Hiç de klavuza gerek yoktur. Kaybolmazsınız, aç kalmazsınız, kendinizi kaybedemezsiniz yani kimliğinizi bulursunuz. Böyle bir dil dünya üzerinde yoktur herhalde. İngilizce büyük bir dildir. Tabi dünya dilleri arasında ortak kimliğe sahiptir. Hindistan'da konuşulur. Ama Türkistan'a gelirsiniz İngilizce yoktur. Fransa'da veya Almanya'da oralarda İngilizce yoktur. Bilinçli olarak İngilizce konuşmazlar. Bilinçli olarak kendi dillerini konuşurlar. Ama Türkçe'yi konuşursunuz orda muhakkak konuşan birilerini bulursunuz. Karşınıza ABR Türk çıkar. Yazılı belgeleri bakımından en eski bir dildir Çince'den sonra. Biz pek çok Türk diliyle ilgili belgelerimizi Çin kaynaklarından öğreniyoruz. Bu da bir gerçektir.” ifadelerine yer verdi. Parlatır daha sonra şunları söyledi:

“Söz varlığı zaman zaman tartışılmıştır Türkçe'nin. Veya başka dillerle mukayese  edilmiştir. İyi araştırılmamış,  söz varlığının zenginliği hakkıyla incelenip ortaya konulmamış bir dildir Türk dili. Bugün İngilizce'nin 600 bin civarında söz varlığından kaynaklarda söz edilmektedir. Ama benim inancım Türk dilinin dünya dilleri içinde zengin bir söz varlığına sahip bir dil olduğunu hatta 600 binden de fazla bir söz varlığının sahibi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Taa ki bütün lehçelerini, bütün ağızlarını bir söz varlığı tespit edilsin ve bir sözlük meydana getirilsin. Türkçe'nin tarihi sözlüğü, etimolojik sözlüğü gibi söz varlığı zengin bir dil olarak ortaya konsun. İngilizceden alt düzeyde bir dil değildir. Tarihi zenginliği belgelerine dayanarak en eski dillerden biridir Türk dili. Bu konuda pek çok çalışma yapıldı, yapılıyor ve yapılacaktır. Bunlar güzel tespitlerdir ve beklentilerdir yapılması da gerekir.”

İsmail Parlatır konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:

“Eski Anadolu Türkçesi dönemi dediğimiz dönem adına ne derseniz deyin bilim adamları eski Osmanlıca Türkçesi demişlerdir. Bu dönem yavaş yavaş Anadolu'da Türkçe'nin gelişmeye olgunlaşmaya zenginleşmeye başladığı dönemdir. Yazılı kaynakları yavaş yavaş olgunlaşıyor ama pek zengin değil Oğuz Türkçesi'nin dönemi fakat Beyliklerden itibaren biraz Arapça'ya olan ilgi tabii dinin etkisiyle Türk insanı yeni bir dini tanımıştır. Bu tanımaktan da öte bir ibadet haline gelmiştir. Türk insanı ibadet ediyor ama neye ibadet etmek istediğini bilmek istiyor bunu Tanzimat döneminde 19.yy'da Şinasi çok güzel ifade etmiştir.Yani inanan insan ama inandığına aklı ile şahadet etmiştir.  Aklınca şahadet lazım yani ben hem gönül gözüyle inanayım, inancımı tazeleyeyim hem de aklımla bu inancı doldurayım demek istiyor. Türk insanının engin hoşgörüsü kendi kültürüne yabancı kültürü almasını da biliyor ama kendi özbenliğini yitirmeden yani dil bilincini yitirmeden. Türkçe tarih boyunca pek çok badireler atlatmıştır. Nizami, Mahremi gibi sanatçılar Türkçe yazma gayreti içine girmişlerdir ve divanda mahalli türkçesini kullanmışlardır. Medrese'nin ön plana çıkması sanat üslubu olarak Osmanlı Türkçe'sinin ön olanda oluşması yeni bir kültür dünyasının ifadesi olmuştur. Türkçe'nin karşılığı olarak kullanılıyordu Osmanlıca. Hatta 19. yüzyılda dil tartışmaları edebiyatçıların Cevdet Paşa öteki sanatçılar karşı çıkıyor, hayır diyorlar. "Osmanlıca diye bir şey yoktur, bu yakıştırmadır, bunun adı Türkçe'dir." Hatta ünlü sözlükçümüz ön sözünde bilinçli olarak Türkçe adını kullanıyor yani sıkıntıyı seziyor. Fakat o dil tartışmaları arasında Ahmet Mithat Efendi "Osmanlıcanın Islahı" diye bir makale yazıyor. Konu arap saçına dönüyor. Namık Kemal edebiyatın yeni bir nizama girmesini istiyor.

Öğrencilerim gelip bana "osmanlıca biyor musunuz?" diye soruyor. Rehabete bakın. Yani olacak şey mi? Sonra çocuğa Osmanlının belli bir dönemde Türkçe'ye verildiğini anlatmaya çalışıyoruz. Ne yazık ki bizim insanlarımız önsöz okumazlar, sunuş okumazlar. Her yerde rica ediyorum, muhakkak ki ön sözü okutturun.

Türkçe değişiyor, gelişiyor, bir sanat dili kazanıyor. Türk dilinin lehine bir takım çıkışlar var ama Selanik'te çıkmaya başlayan Nisan 1911'de Genç Kalemler Hareketi bunu bir ikol seviyesinde düşünüyor. Arapça hizafet, Farsça hizafettir. Konuşma diline kadar girmiş yaygınlaşmış olanları hemen derhal atalım diyorlar ama bazılarınada kıyamıyorlar ve bu hareket 1911'den sonra bir büyük dil hareketi olma özelliğini göstermiş ve edebiyat'a yansımıştır. Bilinçli olarak Ömer Seyfettin sade Türkçe ile şiirler yazmıştır ve Osmanlı Türkçe'sini de katmıştır. O dönem Servet'i Finun Edebi Hareketi güçlü olduğu için Cenap Şahabettin'in veya Tevfik Fikret'in yazdıkları şiirleri alıp kendisine bir şiir yazmıştır. Başka ifadeyle savundukları tezi uygulamaya koyuluyorlar ama bu şiirler güzel örnek değillerdir tabii esas güzel örnekleri yazdığı hikayeler ile vermektedir. Ömer Seyfettin dil alanında yapılması gereken örnekleri sıralarken Ali Nacip Yöntem ise edebiyat alanında yapılması gerekleri sıralamıştır. Milli daha doğrusu Kavmi edebiyat nedir? meselesini gündeme getiriyorlar yani sadece dil hareketi değil bu Yeni Lisan Hareketi olarak da adlandırılsada aynı zamanda bir Edebi hareket olacaktır hatta kullandıkları terimlerde bile tereddütleri vardır. Bu Harekete şiddetle karşı çıkan bir yazar vardır: Yakup Kadri, bu gençlerin tezlerini şiddetle reddediyor. Yakup Kadri Yeni Lisan Hareket'ini en güzel biçimde hikayelerinde ve romanlarında kullanan bir yazar olarak karşımıza çıkmıştır. Halide Edip aynı şekilde o dönemin içinde yetişmiştir,her ne kadar Hareket'e karşı değil gibi görünse de yazılarında hikayelerinde  Türkçe'yi en güzel kullanan yazarlar arasında yer almıştır.”

Prof. Dr. Ahmet Günşen de, “Ses bayrağımız Türkçemiz'i konuşacağız. Türkçe varsa biz varız, Türkçe yoksa varsayın ki biz yokuz. Bu yıl çok anlamlı bir yıl. Türkiye milletinin Cumhurbaşkanı, Cumhurreisi Sayın Recep Tayip Erdoğan beyin himayelerinde Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve ona bağlı Türk Dil kurumu tarafından 15 Mart 2017 tarihi itibariyle Türkiye'de 2017 yılı "Türk Dili Yılı" ilan edilmiştir. "Dilimiz Kimliğimiz" parolasıyla ilan edilmiştir. Bu da ayrıca anlamlıdır.

Türk milleti ilelebet payidar olacaktır inşallah.”

Günşen konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Önemli bir Türk toplumundan bahsedeceğiz. Çünkü Oğuzlar gerek siyasi gerek dil ve kültür tarihi açısından Türk tarihinin hiç şüphesiz en önemli ve kapsayıcı halkasını oluşturan bir Türk toplumudur. 10. yüzyıla kadar diğer devlet veya siyasi birlikler içinde yer alan Oğuzların bu yüzyıldan itibaren Oğuz Yabgu adıyla siyasi bir teşekkül oluşturdukları ama hemen arkasından da Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletleri ile günümüze ulaştırdı. Yine 19912’den sonra bu halkaya iki devlet daha dahil olmuştur. Türk tarihini M.Ö 3. yüzyıllara uzanan bilinen tarihi içerisinde karşımıza çıkan Türk toplumu bildiğiniz gibi Hunlardır. Ancak Hunlar şuanda Oğuzlarla ilgili herhangi bir bilgiye rastlamıyoruz. Biz Türk tarihini özellikle hun tarihini orta Asya ve çevresindeki gelişen tarihinin önemli bir bölümünü Çin kaynaklarından öğreniyoruz. Çin yıllıklarında ifade edildiği üzere 9 Oğuz tabiri vardır. Bu 9 Oğuz tabiri bir cins isim olarak bir Türk adı olarak 9 boyu ifade ederken bir anlamda daha sonra etnik bir kimliğin adı 9 Oğuz adıyla tarih sahnesine çıkacak olan bizim söz konuu ettiğimiz Oğulzarı da ifade ediyor olmalıdır. Avarlarla yapılan büyük mücadeleler neticesinde M.S 552 yılında Bumin komutanlığında Avarlarla yapılan mücadeleyi kazanan bugünkü kuzey Moğolistan sınırları içerisinde Ötügen merkez olmak üzere yeni bir Türk devletinin kurulduğunu yani Göktürklerin kurulduğunu görüyoruz. Köktürk devletinin 745'te Uygurlar tarafından yıkılışından sonra Türkler Orta Asya bir daha çok güçlü bir devlet kuramamışlardır. Tarihi kaynaklarda yer alan bilgiler Oğuzların daha 8. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan ve kitleler halinde gerçekleşen göçlerde Sirderya boylarına geçtiklerini görüyoruz. Bu dönemde Oğuzların 10. yüzyılın başlarından itibaren zayıflayan Türk siyasi hakimiyeti içerisinde Karluk, Uygur, Kırgız, Kimek ve Peçenek Türk boylarıyla birlikte siyasi hakimiyeti elinde bulunduran Türk boyları arasında yer aldıklarını ve her geçen gün artacak bir öneme sahip olduklarını gözlüyoruz. 999'da Karahanlıların İran bölgesinde ki Salmanoğullarını yeni siyasi hakimiyetlerine son verdikten sonra  İran ile oluşan siyasi boşluk ve otoritesizliği Oğuz kavimleri çok iyi değerlendirmişlerdir. Adeta akarcasına önce İran'a arkasından da Anadolu'ya ve Batıya kadar uzanan bir süreci de beraberinde taşıyacak siyasi, sosyal şartları yaşamışlardır.”

Günşen daha sonra şunları söyledi:

“Yabgu devleti 1040'ta Selçuklu ailesinin önderliğinde önemli bir başarıyı gerçekleştirecek ve siyasi oluşuma dönüşecek. Ardından 30 bin yıl bile geçmeden 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu'nun kapılarını arına kadar açacaktır. Türk tarihinde bu kadar önemli bir yer işşgal eden oğuzların Türkçesi de bizim için son derece önemlidir. Şimdi bu Türkçenin Göktürk kitabelerinden ve Uygur yazılı metinlerinden takip edilebildiğini görüyoruz.  Prof. Dr. Zeynep  Korkmaz yine değerli  kardeşim ve dostum Prof. Dr. Güler Gürse'nin Oğuz Türkçe'ni eski Türkçe Döneminde kitabelerde de daha sonra ki Uygur yazmalarında ki belirtilerini güzel makalelerle ortaya koymuşlardır. Özellikle de 1960'lı yıllarda ünlü Alman Türkolog G. Doerfer'in  İran sahasında  Halaç türklerini tespit edip Halaç Türkçesinin sözlü ve yazılı belgelerini ortaya koyduktan sonra bu Türk boyunun da  bir Oğuz boyu olduğunu  tespit ettikten sonra Oğuz Türkçesi üzerinde ki çalışmalarından adeta zirve yapmıştır. Oğuzların her ne kadar 10. yüzyıla kadar siyasi bir hakimiyet kuramamış olmalarına ve 13. yüzyıl öncesi yazılı belge bırakamamış olmalarına rağmen yine Türk boylarının, devletlerinin siyasi hakimiyetlerinde ve ortaya koyduğu yazı dilleri içerisinde Oğuzca'nın ne ses bilgisinde şekil bilgisinden  ve söz varlığına kadar ne işaretler ve belirtiler kalıntılar bıraktıkları ortaya konmuştur. İlk yazılı belgeler 13. yüzyıldan sonra karşımıza çıkar. 1040'ta Büyük Selçuklu, 1077'de Anadolu Selçuklu devleti kuran Oğuzların bu büyük siyasi oluşumlarına rağmen maalesef dilleri henüz bir yazı dili geleneğine sahip değildir. ne yapacaklardı? yapacakları şey şuydu: Mevcutlardan istifade edeceklerdi. neden istifade ettiler? Edebiyat dili olarak Farsça'dan, bilim dili olarak medreselerde Arapça'dan devlet yazışmaları ve devlet dili olarak önce Arapça'dan daha sonra da Fars kolonisinin Selçuklu hanedanı içerisinde yer bulmasıyla devlet dili olarak Farsça'dan istifade etmişlerdir. 13. yüzyıla kadar, beylikler dönemine kadar. Şimdi biz Mevlena'nın neden meşhur eseri mesneviyi farsça yazdığını Türkçe yazmadığını eleştiriyoruz. Rahmtli Demirel'in dediği gibi "benzin vardı da biz mi içtik." Edebiyat dili yoktu ki. Ne yapacaktı? Tabi ki Farsça yazacaktı. Dolayısıyla   13. yüzyıldan sonra bizim Oğuzların yazı dili eserleri verdiğini görüyoruz. Nemeth'in görüşü çok öngörmüştür. Nemet Oğuz adının boy kabile anlamına geldiğini söyler. Özellikle de Uygur yazısıyla yazılan destanda Oğuz'un resmi bir boğa gibi tarif ediliyor. Onun çocuklarından geldiğini söyleyebiliriz. oğuz Kağan hakikaten çok önemlidir. Moğolların nasıl Cengiz Hanı çok önemliyse, bir cihgangirse  bütün Türklerin de Oğuzların atası kabul edilen Oğuz Kağa adlı şahsında önemli bir yere sahip olduğunu bir cihangir, hükümdar olduğunu görüyoruz. Hatta Oğuz destanında da geççtiği gibi bugün ki Türkçeyle ifade edersek; "bu dağp bu deniz bize yetmez,  bize daha dağ gerek, daha dağ ve deniz gerek, o kadar büyüyelim ki güneş ruhumuz gök çadırımız olsun" şeklinde ki, cihangirlişk ifadeleri topyekün Türklerin  Türk Cihan hakimiyetinin örnek sembol ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkçe aynı soydan gelen insanların konuştuğu 3. büyük dildir. 220 milyona aşkın Türk nüfusuyla dünya da en çok konuşulan 3. büyük dil Türkçedir. Ama bu Türkçe 220 milyonluk nüfusun bugün için söylerek 80 milyonunu sadece Türkiye Türkleri oluşturuyor. Türkçe'yi tarihi  derinliği ve coğrafi genişliği hakikaten parmak ısırtacak ölçüdedir. Dünya da bizim dilimizle Türkçemizle tarih derinlik bakımından yarışacak hakikaten 5 tane dil yoktur yaşayan dilller içerisinde. Çince'yi, Hintçe'yi, Sanskritçe'yi söylerdiniz belki. Avrupa da bizimle kıyaslanacak ve yaşayan bir dil yoktur. Bugün 10 bin ile 13 milyon km kareyle ifade edilen çok geniş bir coğrafya da konuşulmaktadır. Bu da bizim için son derece önemlidir. İşte bu halkanın ya da bu görüntünün en önemli figürü hiç şüphesiz Oğuzlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Oğuzlar'a bir çok boydan teşekkür etmişler. Köktürk kitabelerinde 9 boydan bahsedilirken daha sonra ki dönemlerde bizim ilk sözlükçümüz ve ilk Türkoloğumuz Kaşkarlı Mahmud'un Divanı Lügattit Türkünde 22, İslam Tarihçii Reşidüddü'ünün Camiül Tevarihi'nde 24'e çıkan, Ebul Gazi Bahadır Han'ın yazdığı Şecerei Terakime'de yine 22 ile 24 arasında boylardan oluşan bir büyük Türk boyudur Oğuzlar.

Bu süreç ülkenin lehine olmuştur. Ve Türkiye hakkaten arapça ve farsça ile verdiği istiklal mücadelesini orta Anadolu’da kazanmıştır. İşte biz bu döneme 13 ve 15 yy arasında ki Türkçe'nin bu ilk tarihi dönemine eski anadolu türkçesi diyoruz çoğunlukla, ama buna eski Osmanlıca diyen bilgiler de var. Eski Türkiye Kürtçesi diyen bilgiler de var. Biz Türkolojide genellikle bu dönemin 13 ve 15 yy yani Anadolu Selçuklular, beylikler dönemi ve ilk Osmanlı döneminin yazı dilini bugünkü Türkçemizin temellerinin atıldığı bu dönemde genel olarak eski Anadolu Türkçesi diye biliyoruz.”

(BA-BA-S) GAZİ KARS (KHA) – KAFKAS HABER AJANSI – SEDA ERKMEN – BURCU BOZKURT – MERVE ÇELİK


KHA

Haberin tamamını okuyabilmek için abone olmanız gerekmektedir. Abone olmak için TIKLAYIN


  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Haber 2604 Defa Okundu

YORUMLAR

Eğitim Kategorisine Ait Diğer Haberler

Kafkas Üniversitesi’nden Öğretmen Eğitimi için DörtKare projeleri LYS’ye girecekleri DİKKAT! Özel Çelik Başarı’da mezuniyet heyecanı KAKÜV’de mezuniyet heyecanı Digor’da Tek Odalı Evden Türkiye İkinciliğine Açılan Pencere Digor’un TEOG Şampiyonlarından Abdullah Yakışır’ın eğitim aşkı Digor’un TEOG Şampiyonu Ziya Gökalp Ortaokulu Dönem Sonunu Sosyal Etkinliklerle Tamamlıyor Öğretmen ve Öğrencilerden Muallim Klibi Özel Çelik Başarı’da Bilim Şenliği Çelik Başarı Koleji’nde Metamatik Olimpiyatları Yarışması Özel Çelik Başarı Koleji Bilim Şenliği

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Kars’ta Kazlar Neden Ölüyor!
Kars’ta Kazlar Neden Ölüyor!
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Düğün dernek full izle tek parça YENİ EKLENDİ!
Düğün dernek full izle tek parça YENİ EKLENDİ!

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Tan Ofset San.Tic.'nin Kurulusudur. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır