KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

SORUMLULUĞU OLANIN SORUNU, SORUNU OLANIN SORUSU OLUR!

  Mustafa ALTUNOK

          maltunok@hotmail.com
         SORUMLULUĞU OLANIN SORUNU, SORUNU OLANIN SORUSU OLUR!

Sorumluluğu Olanın Sorunu, Sorunu Olanın Sorusu Olur!

Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah(c.c.)’a sığınırım,

Rahman, Rahim olan Allah(c.c.)’ın adıyla;  

Öncelikle; kullarının iyiliği için hayatlarına müdâhil olan Allah(c.c.)’a hamd olsun, şükürler olsun. O’nun; teslimiyet bilinciyle hareket eden tüm mü’min kullarına selam olsun!

Allah(c.c.) bildiğiniz gibi her yaptığında bir hikmet bulunan ve belli bir amaç doğrultusunda hükmedendir. O ki amaçsızlıktan ve sebepsizlikten münezzehtir. Doğal olarak insanı da belli bir maksat için yaratmış ve imtihâna tâbi tutmuştur. Bu anlamda insan çok ciddi bir sorumluluğa sâhiptir. Evet! Gerçekten de insanın çok ağır bir sorumluluğu bulunmaktadır. Şöyle ki şu dünyâda kendisine verilen her nimetten ötürü âhirette huzura duracak ve bir bir hesaba çekilecektir. Allah(c.c.) bu durumu bir âyetin meâlinde şöyle belirtmektedir:

 ‘Sonra o gün size verilen her nimetten hesaba çekileceksiniz!’

Tekâsür Sûresi / 8.Âyetin Meâli 

Evet! İnsan küçücük boyuna rağmen büyük bir sorumluluğu yüklenmiş olan bir varlıktır. İşte bu sorumluluğun farkında olma bilinci ise takvâdır. Bu mânada müttâki demek; ‘Allah(c.c.)’a karşı sorumluluğunun farkında olan demektir!’ Bunun içindir ki müttâki sınıfına girenler, sorumluluk sâhibi kişilerdir. Fakat burada bir husus vardır ki, o da şudur: ‘Sorumluluk sâhibi kişiler aynı zamanda sorun sâhibi kişilerdir!’ Öyle ya! Sorumluluğu olanın, o sorumluluk hakkında sorunu da olur. Yâni sorumluluğunu kendisine sorun eder! Nasıl etmesin ki? Örneğin yetimlere olan sorumluluklarımızı bir düşünün ve bu konuda nasıl bir sorguya çekileceğimizi hâyal edin. Eğer ciddi bir şekilde gözünüzde canlandırmaya çalışırsanız göreceksiniz ki bu mevzûyu artık dert etmeye başlayacaksınız. Ve bu da sizi harekete geçirecektir. Ki bu hareketlilikteki ilk adımınız ise, soru sormak olacaktır. Yâni sorununuzla ilgili soru sormaya başlayacaksınız. Çünkü sorumluluk sâhibi kişilerin aynı zamanda sorun sâhibi kişiler olması gibi, sorun sâhibi kişiler de aynı zamanda soru sâhibi kişilerdir. Şu ki kimin hangi konuda bir sorunu varsa, onun o konuyla ilgili sorusu da vardır. Yok eğer sorusu yoksa demek ki o konuyu sorun etmiyordur. Çünkü sorun etmiş olsa çözüm için arayışa geçer. Kendisine bir çıkar yol aramaya çalışır. Ve böylelikle sürekli sorular sorar. Tıpkı peygamberimize sorulan sorular gibi! Şöyle ki kendilerine lûtfedilen vahiyden dolayı sorumluluk sâhibi kişiler sınıfına giren sahâbiler bu sorumluluklarını sorun etmişler ve peygamberimize sorunlarıyla ilgili sorular sormuşlardır. O ise her zaman bir râsul edebiyle davranmış ve cevâbı; ‘Allah(c.c.)’a havâle etmiştir!’ Kur’an’a arzetmiştir yâni! Allah(c.c.) ise bu soruları yanıtlamış ve böylelikle kullarının sorunlarına çözümler sunmuştur. Örneğin dünyâlık mallarının ne kadarını infâk etmeleri gerektiğini soranlara, bir âyetin meâlinde şöyle cevap vermiştir:

 ‘Sana neyi infâk edeceklerini soruyorlar. De ki; ‘İhtiyaç fazlasını!’

Bakara Sûresi / 219.Âyetin Meâli

Gördüğünüz gibi! Vahyin ilk muhâtapları bu ve buna benzer bir çok konuda arayış içine girmişler ve bu arayışlarıyla ilgili soru yöntemine başvurmuşlardır. Çünkü onlar vahyin tâbiriyle gözlerin korkudan allak bullak olacağı bir günden korkuyorlar ve o gün gelmeden önce kendilerini hazırlamak istiyorlardı. Bu anlamda her türlü sorumluluklarının farkında olan bu güzide şahsiyetler sorumluluklarını sorun ediyorlar ve çözüm bulmak için sorular soruyorlardı. Fakat bir de sorumlu olunmayan konular vardı ki işte bâzıları da sorun etmedikleri bir takım konularla ilgili sorular yöneltiyorlardı. Allah(c.c.) ise onların böyle bir sorumluluğu ve sorunu bulunmadığı için, sormuş oldukları bu türlü sorulara cevap vermiyordu. Kıyâmet’in ne zaman kopacağıyle ilgili sorulan sorular, bu konuda verilebilecek en önemli örneklerdendir. Şöyle ki; ‘Kıyâmetin ne zaman kopacağı kendilerini ilgilendirmediği halde yine de bu konuyla ilgili sorular soran oluyordu!’ Allah(c.c.) bu durumu bir âyetin meâlinde şöyle açıklamaktadır:

 ‘Sana kıyâmetin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki; ‘Onun ilmi ancak; ‘Rabbim’in katındadır!’

Â’raf Sûresi / 187.Âyetin Meâli

İşte böyle! Allah(c.c.) bu ve buna benzer bizleri ilgilendirmeyen soruların cevâbını vermemektedir. Üstelik gereksiz soru sormaktan bizleri sakındırmaktadır. Ama cevap vermiş olduğu sorular aracılığıyla ise bizleri hem soru sormaya sevketmekte hem de hangi konularda sormamız gerektiğini öğretmektedir. Yâni bizleri soru sormanın âdabı konusunda eğitmektedir. Bunun için önemli olan gereksiz sorulardan uzak durmaktır. Efendimiz(s.a.v.) de bu konuya dikkat çekmiş ve bir hâdisin meâlinde şöyle buyurmuştur:

 ‘Herhangi bir konuyu size emredip yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi hâlime bırakınız. Sizden önceki ümmetler çok soru sormaları ve peygamberlerine karşı münâkaşaya dalmaları helâk etti. Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız. Bir şeyi emrettiğimde de onu gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz!’

Hz.Muhammed(s.a.v.)

 (Buhâri, Müslim)

Evet! Hadis meâline dikkat ederseniz gereksiz soru sorulmasından bahsedilmiş ve bu konuda insanlar uyarılmıştır. Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken bir incelik vardır ki, o da şudur: ‘Efendimiz(s.a.v.) rivâyet edilen bu hadisde gerekli sorular sormayı değil, gereksiz sorular sormayı eleştirmektedir!’ Yoksa peygamberimizin genel anlamda soru sorma konusuna bir itirazı yoktur. Çünkü insan elbetteki öğrenme isteğinden dolayı ilmine güvendiği kişilere soru soracaktır. Bu onun en doğal hakkıdır. Üstelik her akıl sâhibinin yapması gereken de zâten budur. Çünkü soru sormak kullanılmakta olan bir aklın sonucudur. Yâni aklını harekete geçiren her kişi düşünce eylemine başvuracak ve tıkandığı her durumda soru sorma konusunda eyleme yönelecektir. Gerçekten de öyle! Bir insan gerekli olduğu müddetçe ne kadar soru soruyorsa, o kadar tefekkür ediyor demektir. Yâni bu durum onun aktif bir düşünce yapısına sâhip olduğunu gösterir. Demek ki sorusu olmayanlar her hangi bir arayış içinde olmayan kişilerdir. Öyle ise bu görüntü bulunmuş oldukları durumdan râzı olduklarının ve her hangi bir rahatsızlıklarının bulunmadığının yansımasıdır. O halde şu anlama gelir ki; ‘Onlar yaşayan ölüdürler!’ Çünkü sorumluluğu bulunmayan kalp ölü kalp, sorunu bulunmayan vicdan ölü vicdan, sorusu olmayan akıl ise ölü akıldır. Bu özelliklere sâhip olan bir kişi de ne kadar yaşarsa yaşasın aslında ölüdür. Ama tam aksine arayış içinde olanlar farklıdır. Unutmayalım ki arayış buluşun tek çâresidir. Çünkü çok önemli bir kânun vardır ki, o da şudur: ‘Aramayan bulamaz!’ Bu anlamda bizler sorumluluklarımızın bir bir farkına varmalı ve bu sorumluluklarımızı kendimize sorun edinmeliyiz. Ki öyle bir sorun edinmeliyiz ki sırf bu yüzden tâbiri câizse yemeden ve içmeden kesilmeliyiz. Allah(c.c.)’a karşı olan sorumluluklarımız başta olmak üzere tüm sorumluluklarımızı gözden geçirmeliyiz. Kur’an’a olan sorumluluklarımız olsun, âilemize olan sorumluluklarımız olsun ve ümmete olan sorumluluklarımız olsun her türlü sorumluluğumuzu gün yüzüne çıkarmalıyız. Ve gün yüzüne çıkardığımız her sorumluluğumuzu vicdânımıza yöneltip sorun edinmeye çalışmalıyız. Örneğin; ‘Kur’an’ın duvarlarda bir süs kitâbı hâline getirilmeye çalışılması, mezarlıklarda bir ölü kitâbı seviyesine düşürülmeye gayret edilmesi veya törenlerde bir müzik kitâbı tarzında algılanılmasına çaba gösterilmesi gibi hayatın dışına itmeye uğraşma mücâdelelerine için için yanmalı hatta bu yanışla kavrulmalıyız!’ Evet! Kur’an konusunda yıllardır yapılan yanlışlar bizleri resmen derbeder konumuna getirmelidir. Şöyle ki artık bu durumdan dolayı boğulacak gibi olmalı ve nefes alabilmek için çâreler aramalıyız. Yine; ‘Ümmetin paramparça edilmesi ve her bir parçasına bir sırtlanın musallat olması ve böylelikle çocukların katledilmesi, yetişkinlerin boğazlanması ve kadınların ise nâmuslarına el uzatılmasından dolayı kahrolmalı ve bu kahroluşla cânı gönülden harekete geçerek çözümler bulmalıyız!’ Kur’an’ın hükümleri etrâfında bir araya gelmekten başka bir kurtuluşun olmadığını iyice anlamalı ve bütün çabamızla bu alanda çalışmalar yapmaya yönelmeliyiz. Nerede bir zâlim varsa karşısına durmalı ve yapmış olduğu her zulmü durdurmalıyız. Tâki son nefesimize kadar!       

Allah(c.c.) kabul etsin inşâallah! 

Rabbimiz, Kur’an’ı okuyan, anlayan, yaşayan ve tebliğ eden kullarından etsin.

Rabbimiz, Efendimiz(s.a.v.)’i örnek alan kullarından etsin.

Rabbimiz, Ümmet-i Muhammed’in her bir mensubuyla kardeş olan kullarından etsin.

Rabbimiz’in selamı hepimizin üzerine olsun!

(Âmin!) 

  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 7826 Defa Okundu
2013-10-10

SON YAZILARI

Kur’an’ı Okuyarak Değil, Yaşayarak Hatmedenler Cennet’e Girer! Hüdhüd Kuşu’nun Süleyman(a.s.)’a Öğüdü! Yurdunuzda Üç Gün Daha Yaşayın! Para İle İmanın Kimde Olduğu Belli Olur! Kur’an Kardeşliği Derneği’nin Tanıtımı! Allah (c.c.)’a İtaât Etmek Kur’an’a Uymaktan Geçer! Haksıza Hakkı, Haklıya Sabrı Tavsiye Etmek! Bir Ümmet Kitabına Bu Ancak Kadar Yabancı Olur! Kur’an’ı Anlamaya Çalışmamak Allah(c.c.)’a Hakarettir! Cennet’i Vatan Bilene Dünyâ Gurbet Olur!

YORUMLAR

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Adem Çalkın’ın Selim Kongresi konuşmasının tamamı
Adem Çalkın’ın Selim Kongresi konuşmasının tamamı VİDEO
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Şoförlere bubi tuzağı gibi yol!
Şoförlere bubi tuzağı gibi yol!

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Bedir ALTUNOK adına resmi yayın organıdır. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır