KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

İSRAİL, MESCİDİ AKSA VE FARKLI İSRAİLİYATLAR!..

  Prof. Dr. Ali Osman ENGİN

          aosmanengin@gmail.com
         İSRAİL, MESCİDİ AKSA VE FARKLI İSRAİLİYATLAR!..

 İsrail, Mescidi Aksa ve Farklı İsrailiyatlar!..

Sevgili dostlar, öncelikle selam ve sevgilerimi iletirken sağlıklı bir ömür ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Ancak etrafımızda gelişen olaylar ve zalimlerin yeri ve göğü inleten zulümleri tabiri caiz ise Arşa ulaşmışken sağlıklı bir yaşantının nasıl gerçekleşeceğini düşünmek bile, kendi değerlerimizle çelişmek anlamını taşıdığını da biliyoruz. Bizim kast ettiğimiz sağlıklı yaşamın kodları, dünyanın her tarafında sınırları İlahi adaletin sahibi İlahi kudret, mutlak irade ve otorite tarafından kesinlikle belirlenmiş olan ölümlü güçleriyle, İslam dünyası tarafından ihmal olarak açık bırakılan yollardan birisini veya birkaçını kullanma fırsatı yakalayarak, zulüm yapan zalimlerin güçlerinin ve etkinlik alanlarının bittiği; İsrail askerlerinin Mescidi Aksa’ ya yaptıkları çirkin saldırı ve saygısızlıkta şekillenmeye başlamıştır. Müslümanların ilk kıblesi ve mabedi olan Mescidi Aksa, tüm İslam aleminin arzu, niyet, dua ve beklentilerinin odaklaştığı bir kutsal mekândır. Zulüm orduları buraya saldırırken sadece Gazze gibi bir şehirde ibadet edilen herhangi bir mabede saldırmamıştır. Bu saldırıyla bütün İslam aleminin birbirlerine kenetlenip, topyekun birleştikleri bir kutsal mekanı hedef almıştır. Hedef seçimi sıradan değildir ve çok ince hesaplar yapılmıştır. Esas maksat ve hedef ustaca saklanmış ve sanki basit bir adi kavga sonucuymuş gibi bir izlenim verilmiştir. Bu müthiş ve yaratılan riskleri çok ağır bir algı operasyonudur. 25. karelere düşürülen hedeflerden birisi, tüm İslâm aleminin çaresizlik ve ümitsizlik içerisine düşürülmesi ve öğrenilmiş çaresizlik olarak kendilerine koşulsuz itaat ettirilmesidir. İşte bu açıdan bakıldığında, olayın maddi boyutundan ziyade, psikolojik boyutu çok daha önemlidir.

İslâm alemine yayılan en etkili algı ve bu algıya dayalı olarak sorulan soru; haşa yüce ALLAH’ ın bu insanlıktan çıkmış zalimlere neden bu fırsatları veriyor olmasıdır. Elbette ki yaşanılan süreçler çok sığ değerlendirmelerle ele alındığında varılan yer orasıdır. Ancak ALLAH’ ın gönderdiği dinin koruyucusu olduğunu açıkça belirttiği halde, bu yaşanılanları gerekçelendirmek çok önemli bir zorunluluk halini almıştır. Yaratılmak istenilen algı ancak o zaman terse döndürülebilir ve Kaderin adalet etmesinin yolu açılabilir. Aslında İsrail’in yaptıklarını, kendisinin de farkında olmadığı, bedeli çok ağır uyandırma seansları olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Çünkü tartışmasız, İslâm alemi rotasını kaybetmiş ve kendisine başka başka kıbleler ihdas etmiştir. Bu yüzden odaklaşamadığı ana kıblesinin de elinden çıkması gibi bir doğal sonucu yaşamaya başlamıştır. Güce boyun eğme ve konfor yeni çekim merkezleri olmuştur. Gerçekten sadece ALLAH’ a kul olunarak, başkalarına kulluk etmeden özgürleşmek yerine, bundan uzaklaşıp ortaya çıkan her yeni bir güç merkezine biat edilerek ve yeni yeni kıblegâhlar yaratılarak adeta köleleşilmiştir. Böylece geliştirilen yeni iman anlayışının şartları da  kendiliğinden ortaya çıkar ve artık inandığı gibi yaşamak yerine yaşadığı gibi inanıp iman etmeye başlar. Dünya genelinde birbirlerinin gırtlağına sarılan güya Müslüman cemaat, cemiyet ve geometrik yapıların varlık gerekçeleri de bunlardır. Zalimlerin zulüm stratejileri, yaratılan bu kaos ve riskler arasından çıkarılmaktadır. Bu durum bir anlamda yaratılan risklerin bedavaya satın alınması ve yeni yeni risk alanlarının oluşturulmasıdır. Sağ-sol, Türk-Kürt, Nur Cemaati ve Nurculuk-Tasavvuf ve Tarikatlar, Alevi, Azeri-Sünni, iktidar-muhalefet, seçilen-seçen, şu sendika-bu sendika, falan partinin sendikası-filan partinin sendikası gibi yapılanmalar çok çarpıcı örneklerdir. Nasıl ki zalim olma rolünü icra edenler stratejilerini yarattıkları riskler arasından yapılandırıyorlar, o halde bizlerde İslâm alemi olarak çareleri aynı şekilde o risklere bağlı yaşanılan durumlardan bulup çıkarmak zorundayız. Çareler ve sebepler birbirlerini var eden ana paydaşlardır. Böyle bir okuma ve değerlendirmeyi yapabilen toplumlar mutlaka çıkış yollarına ulaşacaklardır. 

Çünkü; Şüphesiz ALLAH nurunu tamamlayacak ve indirdiği en son dinini de beyan ettiği gibi ilelebet koruyacaktır. Beşeri olarak sınırlı bir şekilde anlaşılabildiğinin ötesinde, bu korumanın ve korunmanın inananlara yansıyan maliyeti ve bedeli oldukça ağırdır. Çünkü musibet ve nasihat ikilemi arasındaki alış verişler, sürecin teorik boyutunu tam olarak karşılamaktadır. ALLAH, bütün hata ve yanlışlarına rağmen yine de kendilerini uyandırmak istediği kullarıyla alış-verişler yapar. Suç- günah ve yaptırım – ceza gibi ikilemler sistem kurucusunun sistemin devamlılığı için vazgeçilmezleridir. Bu bilinç ve vizyonla İslam alemi hiç vakit geçirmeden kendisini sorgulamak ve çare üretmek zorundadır.

Günümüzde İslâm aleminin içerisinde bulunduğu duruma bağlı olarak yüzleştiği zulüm ve işkencelerin bire bir, bire iki, bire sınırsız olarak yaşanılan sonuçları olarak düşünülüp, bu sonuçlara sıkı sıkı tutunarak ulaşılacak sebepler alemini keşfetmek zorundayız. Bugün yaşananlar sadece yapılamayan tarihi eleştiri ve keşiflerin sonucudur. Eğer geliştirilmesi gereken tarihsel bakış ve tarihsel bilinçle geçmişteki sosyal, kültürel, siyasal ve iktisadi yaşantı, tecrübe ve deneyimlerden gerekli dersler çıkarılarak geleceğe dönük plânlar yapılmazsa, ALLAH nurunu tamamlamak için vereceği musibetlerden nasihat çıkarılarak tarafımızdan nispeten daha akılcı ve şüphesiz bedeli şu an yüzleştiklerimizde olduğu gibi daha ağır öngörülerle geleceğin tanzim edilmesini sağlar. Dolayısıyla İsrail zulmü altında inim inim inleyen Müslümanlar, gerçek çıkış yollarını, daha önce değindiğim gibi, işte bugün kendilerine reva görülen zulüm yaşantıları arasından bulup çıkarmak zorundadırlar ve şüphesiz çıkaracaklardır. Aslında İsrail den bu akıbeti hazırlamak için kendisine verilen kötü adam rolünü gerçekleştirmektedir diye bahsetmek abartılı olmayacaktır. İşte bu akıbeti hazırlayan sebep ve gerekçelerden bahsederken ve yaşananlara bire bir yaşanılan somut durumlar olan olaylar boyutuyla bakıldığında, Müslüman olduklarını ifade eden adı, meşrebi ne olursa olsun, birbirlerinin boğazına yapışacak kadar kin ve nefret içerisinde olmalarını ifade etmek galiba yeterli olacaktır. İsrail karşısında zulme uğramanın en temel sebebi işte bu bölünmüşlükler ve ayrışmadır. Herkes bir türlü imtihan edilmektedir. Bütün mesele nerede hata yaptım? Diye öz eleştiride bulunmaktır.

İsrail ve onun oynadığı rolleri için kendisine verilen statüsünü yazanların İslâm alemine olan hiddet, şiddet, kin ve nefretlerinin nitelik ve nicelik olarak değeri her ne düzeyde olursa olsun, onların üstesinden gelip heveslerini kursaklarına tepecek nitelik ve niceliklere sahip altın nesil o şiddet ve yıkıntılar arasından çıkacaktır. Sırf inançlarından dolayı zulme ve şiddete uğrayan mazlumların şimdilik başlarına yıkılan ev ve yuvalarını anlamsız viraneler olarak görmeyiniz. Oraların ALLAH’ ın adaletini gerçekleştireceği ve nurunu tamamlayacağı definelere malik viraneler oldukları unutulmamalıdır. İnişler ve çıkışlar bazen örtüşen kaderlerin ortaklarıdır. Her inişin kendisini esasta var eden bir yokuşa ve yükselişe ulaştığı nesnel bir gerçekliktir. Dolayısıyla her çöküş ve ıstırabın da muhakkak ki yeni bir diriliş ve ferahlığa işaret ettiği söylenebilir. Bu yaklaşım ve bakış açısı yaşanılan süreçlerin mazlum tarafını ifade eden birey veya gruplar arasında asla rehavete ve nasıl olsa sonuçta şöyle veya böyle olacak diyerek pasif bir beklentiye düşürmemelidir. O beklentilerin gerçekleşmesi herkesin üzerine düşeni her boyutta yapmasına bağlıdır. Aktiviteler zalim tarafın yaptıklarının bir adım önüne geçtiği zaman beklentilerin adım adım gerçekleşmeye başladığı fark edilecektir.

İsrail’in yaktığı Kuran ve kirli postallarıyla çiğnediği Mescidi aksa, Yüce Yaratanın nurunu tamamlayacağı gelecekte yapanların aynı şekilde yakılacakları ve çiğneneceklerinin kendi imzalarıyla kayıt altına alınmış belgeleri olmuştur. Neyi nasıl yaparlarsa yapsınlar, hazırladıkları kendi sonlarıdır. Kendileri de bu sonun geleceğinden it gibi korktukları için, hep daha fazlasını yaparak bu sonu ertelemeye çalışıyorlar. Firavunun saltanatını sonlandıracak olan Hazreti İsa’ nın gelmesini engellemek ve erteleyebilmek adına, erkek çocukları toplatıp öldürtmeye çalışması önemli ip uçları veriyor. Kısacası o ve onun gibi zalimler zulmettikçe, ALLAH’ın kurguladığı kader adalet ediyor. O adalet öyle bir güç ki, her tutunanı ayağa kaldırıyor ve Yüce Yaratıcı hükmünü icra ediyor.

Aziz milletimiz geçmişte kurduğu üstün medeniyetlerle bütün insanlığa huzur ve güven veren hizmetlerin götürülmesinde öncü rol oynamıştır. Görünen odur ki, şimdi ve gelecekte de bu misyonun bu alanda oldukça deneyimli olan yine bu necip millete verilmiş ve verilecek olduğu açıktır. Buna bizler inanmasak da, onlar inanmaktadırlar ve bundan dolayı da bu milleti böyle bir rol üstlenmemesi için tarih sahnesinden silmeye çalışıyorlar. Sayın Başbakanımız Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU’ nun  Filistin ziyaretlerinde bir Müslüman kardeşimizin, sayın Başbakanımızın boynuna sarılarak; “siz bütün Müslümanların izzetisiniz” demesi çok manidardır. Bütün mesele o izzete sahip olmak ve onu sonsuzluğa kadar taşımaktır.

Zamanında gereken tedbirler alınmazsa, İsrail’in Mescidi Aksa ve dolayısıyla Filistin de uyguladığı terör ve barbarlığın benzer versiyonları dünyanın her tarafında yaşayan Müslümanlara reva görülecektir. Nitekim görülmektedir de. Ortadoğu’ yu ele alalım. Masa başında kalem ve cetvelle çizilen sınırlarla oluşturulan devletçiklerde, kültürüyle, sanatıyla, toplumsal birlik ve beraberlik ruhuyla, geliştirip olgunlaştıramadıkları demokrasi ve insan hakları kültürü ve sosyal sermayesiyle kabile ruhundan kurtulup tam olarak devletleşme örnekleri yaşanmamıştır. Yıllar içerisinde çoğalan nüfusu oluşturan farklı etnik yapı ve farklı mezhep grupları anlamsız yığın ve kalabalıklar halini almıştır. Sürü psikolojisinin ön plânda olduğu bu tür toplumsal yapıları uzaktan kumandayla da olsa yönetmek artık çok zor değildir. Çünkü bu tür toplumlarda çok güçlü toplumsal yapılar ve kurumlar yaşayamadığı için, hep iradeleri ipotek altına alınmış veya kiralanmış göstermelik şablonlar ortaya çıkar. Öyle de olmuş, batı ve özellikle Amerika, satın alarak hazırlayıp yetiştirdiği memurlarıyla seçtiği küçük ve zayıf grupları güçlendirmiş ve bu suni devletçikleri yönetmiştir. Böylece yer altı ve yerüstü zenginlikleri fazla yorulmadan sadece desteklediği azınlıklarla paylaşmış ve pastadan en büyük payları almıştır. Kendi doğal seyri içerisinde eşya ve tabiat kanunları çerçevesinde gelişen, daha fazla demokrasi ve insan hakları talep eden toplumsal yapıları yeniden dizayn etme gerekliliği ortaya çıkınca, kendi töretmeleri olan idarecileri günah keçileri yapmıştır. Bu günah keçilerini yerlerde süründürüp öldürterek halkların gazını almış, hazırlanan yeni toplum ve nüfus mühendislikleri projelerini devreye sokmuştur.

Hani bir söz var ya; “zalimin zulmü arşa ulaşınca Cenabı ALLAH ingılazını verir”. Yani zalimlerin zulümleri artık yere göğe sığmayacak hale gelirse, ALLAH artık onun da belasını verir. İnsanlık tarihinde birçok yaşanmış örneklerde görüleceği gibi, zamanının seçilmiş zalimleri aldıkları sınırsız gibi gözükse de, unutulmasın ki mutlaka sonu olan  destek ve güçle yaptıkları zulüm ve işkenceler, mazlum konumunda olanların yeteri kadar musibetlerden nasihatler çıkarmaya başladığında, kendilerine dönmüştür ve misliyle bedelini ödemişlerdir. Yakın veya uzak gelecekte de zulüm organizatörleri aynı akıbetlerle yüzleşeceklerdir. Bundan kaçış yoktur. 

 Bizim ülkemizde de eğer denildiği gibiyse, türlü şekil ve kılıklarla benzer senaryolar hep sahne almıştır. Son dönemlerde ortaya çıkarılan alternatif devletleşme veya devleti ele geçirme yapıları çok tehlikeli bir şekilde din veya dinsizlik maskelerini kullanarak devleti temelinden çökertip, farkında olarak veya olmayarak, aynı istikametlere yol alan beynelmilel çıkar odaklarına hedef paydaşlığı etme çabaları da aynı İsrailiyattır. Yada devlet içerisinde devletleşilerek, ana gövdeden koparılması düşünülen parçalardan yeni ve küçük devletçikler oluşturma sevdasına düşenlerin çok dar alanlarda kulaç atmalarını ifade ediyor. Eğer denildiği gibi varsa ve gerekçeleri sağlam değilse, yapılan usulsüz dinlemelerle elde edilen ham verilerin, gönderilerek işlenmiş istihbari bilgiler olması kavşağında veri işleyici olarak İsrail ve İsrailiyatlar vardır. Diğer yandan KCK gibi devlet içerisinde illegal olarak devletleşme çabalarının da  şüphesiz bir hedefe dönük olmaması düşünülemez. Uzun yıllardır bu milleti dini alanda cari olan tüm inançlarımızı kullanarak; ALLH ile, Kuran ile, hak ve adalet ile, mezhep ve meşrep ile, siyaset, yalan ve dolan ile aldatanların niyet ve nihai hedefleri insanımız tarafından anlaşılıp deşifre edilemediğinden, maalesef vurgulamaya çalıştığım ağır bedeller ödenmek suretiyle ALLAH’ ın adaleti gerçekleşmiştir ve eğer iddialar doğru ise, kurdukları tuzaklara kendileri düşerek rezil rüsvay olmuşlardır.

Polislerimizi 12 Eylül öncesinde şu taraf, bu taraf haline getirenlerin kendilerine belki kısa vadede çeşitli dünyevi çıkarları olmuştur. Ancak sonunda anlaşıldı ki, kaybeden topyekun bu millet olmuştur. Kurulan çok gizli amaçlı tezgâh sahipleri Toplumumuzun hiçbir grubunu ayırt etmeden, milletimizin tamamı için biçtikleri kefenlerini işleyen tezgâhlarını çalıştırmaya başlamışlar, ancak ALLAH’ ın bu millete bir lütuf ve koruması olarak nihai hedeflerine ulaşamamışlardır. Sanki denildiği gibi oyunların yeni versiyonları sahneleniyor. Yinede ne olursa olsun, elbette ki bu güvenlik görevlilerinin tamamının vatana ihanetinden bahsedilemez. Eğer gerçekten yapılmışsa, toplanan çok gizli bilgilerin dolaşım seyri incelenmeli, tüm bu maksadını çok aşan faaliyetleri yöneten üst akıl netleştirilmelidir. İnanıyoruz ki, işte o zaman farkında olmadan birtakım yanlışlar içerisine girmiş olanlar da, elbette ki durumlarını yeniden gözden geçirip, gereken tedbirlerini alacaklardır. En problemli kısım; işte o yöneten üst aklın netleşmesi ve uluslar arası kesişim noktalarının belirlenmesidir. Daha aşağıdakiler yaptıkları işte beklide ALLAH rızasını gözetmişler, vatan millet sevdasına iş yapmışlardır. Ülkemizde birçok dini ve hayır hizmetleri yürüten cemaat, dernek, tasavvuf ve vakıf türü yapılar bulunuyor ve bunlar hiçbir zaman devleti ele geçirerek, farkında olmadan karanlık odakların iştahlarını kabartan bir çaba içerisine girmemişlerdir. Bu ve benzeri sömürü anlayışları dünyanın diğer taraflarında da aynı veya farklı şekillerde devam etmektedir. Sonuçta zararı inanan mütedeyyin insanlar görmektedir. İmam Hatip liselerini açan irade ve daha sonra çoğaltan siyasi erk sahiplerinin kendi çocuklarını bu okullara göndermediği, uzun yıllar inandığı değerlerinin öğretildiğini düşünen, vatan, millet ve değerler duyarlılıkları yüksek geniş kitleler çocuklarını doğal olarak bu okullara göndermişler ve akabinde o pırıl pırıl gençlerin nasıl gadre uğratıldıkları acı örnekleri hep beraber kendi çocuklarımızdan yaşadık. Evet halk bu okulları sahiplenmiştir ancak, birkaç nesil çok ağır bir şekilde hırpalanmış ve bu ülkeye hizmet üretme imkân ve fırsatları açısından engellenmişlerdir.

Bana öyle geliyor ki, bu tür çoklu üst yapıların üstlendiği ana rollerden birisi de; bu aziz milletin aşından ekmeğinden keserek, parasını da ödeyip, herhangi bir ayrım yapmaksızın  eğitim kurumlarına gönderdiği ve bu ülkenin beklide geleceğinde çok önemli roller üstlenme potansiyeli olan gençleri; Cemaatçi, İrticacı, Nur talebesi, İmam Hatipli, Milli Görüşçü, Dindar, Tarikatçı, Ülkücü, Milliyetçi, Turancı, Türkçü, Kürtçü, Solcu, Ulusalcı diye bilinçli ve inanın sistematik bir şekilde fişleterek, birbirlerine asla bir araya gelemeyen düşman taraflar haline getirmişler ve dahası bu gurupların içlerinden zaman zaman kendilerine uygun olanları ayırt seçip, diğerlerinin hiçbirini uzun bir süre askeri okullara ve diğer önemli eğitim kurumlarına alınmalarını engellemek olmuştur. Peki ortaya çıkan boşlukları kimin ve kimlerin doldurduğu üzerinde çalışma yapıldığını gördünüz mü? Hayır, değil mi? Daha yakından bakıldığında; çok tartışılan askeri vesayetlerle alttan ve yakın bir bağlantı olmadan bu sonuçlar elde edilemez. Anlaşılıyor ki bu askeri cuntalar da işlerine geldiği noktalarda, bu gruplardan seçtikleriyle beraber çalışıyor izlenimi vermiş ve onlardan istifade bile etmiştir. Bu çok çirkin bir projedir. Çanakkale’de bu milletin altın bir nesli nasıl yok edilmişse, aynı şekilde toplumu suni kavram kargaşasına iten organizatörler, bu milletin geleceğinde belki de dahi olma özellikleriyle çok önemli hizmetler yapabilecek gençleri fişleterek devre dışı bıraktırmışlardır. Bunu başardıkları ölçüde de yine o masum gençleri kendilerine köle haline getirmişlerdir. Bütün bunları yapabilmek için ihtiyaçları olan para ve fırsatları da alabildiğine kullanmaktan geri durmamışlardır. Zaman zaman devlete paralel çalışarak elde ettikleri komuta kontrol merkezleriyle sınavlara ve kadro alımlarına müdahale edip, ellerinde bulundurdukları kitlelere, sadece kendileri kullanabilecekleri kadar görev ve sorumluluklar verilmesinin önünü de açmışlardır. Birilerini yine kendileri kontrol edebilecekleri şekilde zengin de etmişler ve halk nezdinde bir çıkar cazibe merkezi olma düzeyini bile yakalayabilmişlerdir. Bu tür yapılanmaların hedeflediği nihai bir noktaya ulaşmak için her yol mubahtır. Çocukların aileden koparılması, insan olma onuru olan özgür iradenin yok edilmesi, kendileri dışında kalan her kesimin her türlü öteleme ve iftiraya müstahak olduğu kanaatinin geliştirilmesi doğal sonuçlardır.  Bu tür organizasyonlara, sırf inandığı değerlerinden dolayı, ALLAH rızası için hizmet etme sevdasına inandırılıp ikna edilen gerçekten saf ve temiz kardeşlerimiz için asla bir ön yargının da olmaması gerekir. Bu insanlarımız zaten durumun farkına vardıktan sonra o yoldan geri dönmüşler ve devlet ve milletle beraber olmaya koşmuşlardır. Sanıyorum bizim ifadelerimizin esas muhatabı; bu yapıyı yöneten üst akılla ilgilidir. Van’ da yanan araçların yanına itilen polis aracı ve diğer araçlar için neler söylenebileceği üzerinde çok düşündüm ve bu tablonun tüm önyargılardan uzak bir şekilde en ince ayrıntısına kadar detaylandırılmasını önemli olacağını fark ettim.

12 Eylül döneminde yaşanılan sağ-sol olayları da üzerinde durmaya çalıştığım beynelmilel projelerin sonucudur. O dönemde de ister sağcı denilsin, ister solcu denilsin cımbızla seçilerek katledilen gençlerin çok büyük bir çoğunluğu aynı şekilde bu ülkenin geleceğinde önemli rol ve hizmetler üstlenme potansiyeli olabilecek gençlerdir. Ne gariptir ki, her iki tarafta kalan gençlerin ideali; cihanşümul bir nizam anlayışıdır. Birisi sol ve materyalist temelde dünyaya eşitlik ve adalet getirmeyi, diğer taraftakiler de, idealist bir anlayış ve manevi değerler temelinde mazlumların ezilmediği, hakkın ve hakikatlerin hakim olduğu bir düzenin evrensel ölçekte tanzim edilmesini savunuyorlardı. Görüldüğü gibi düşüncelerin merkezinde bir evrensellik ve bütün insanlığı kuşatan talepler söz konusudur. Bu yapıyı ben imparatorluk bakiyesi ve genetik kodlarla ilişkilendiriyorum. Maalesef hain şer odakları bu iki yapıyı birbiriyle çatıştıracak pozisyonlara taşımış ve ufukları alabildiğine daraltarak bir grubu diğerinin celladı haline getirmişlerdir. Hangi güç merkezi toplum içerisinde satın aldığı risklerle yarattığı bir grubu sürekli diğer toplumsal gruplardan ayrıştırarak öne çekiyorsa, orada bir bit yediğinin olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Başlangıçta çok avantajlı gruplar gibi görüntü olsa da, sonunda çok önemli ıstırap ve mağduriyetler yaşanır. Netice itibariyle bu aziz millete vurulan en büyük darbe; kaybedilen birlik, beraberlik ruhu, dayanışma kültürü ve öyle veya böyle sıkıntısı yaşanan ise; birbirlerine düşman hale getirilen, birbirine tahammülü olmayan kuşakların yetiştirilmiş olmasıdır. Sosyal yapınız bu durumda ise, mutlaka uygun zaman ve zemini kollayan şer odakları bu ayrışan grupların birine veya birkaçına müdahale eder ve sonuçta kaybet-kazan ilkesini temele alan çatışmalar başlar ve bu çatışmanın kazananı hiçbir  zaman olmaz ve her iki tarafta kaybeder.

Son dönemlerin en ağır toplumsal sorunlarımızın başında gelen terör olayına da, bana göre, aynı pencereden bakılabilir. İşin sosyal, ekonomik ve kültürel boyutları yanında çok derin psikolojik boyutları da bulunuyor. Dikkat edilirse burada da şehit edilen devlet görevlileri ve kaybedilip heba edilen insanlar  yine genç kuşaklar olmaktadır. Etrafımızda gerçekleşen olaylar gösteriyor ki, Kürdün Türk’ten, başka dostu yoktur. İşte bu kardeşlik bağına yığınak yapılmalıdır. Milyona ulaşan yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan Kürt, Yezidi ve Arap kardeşlerimize evini açan, sofrasını paylaşan bu ülkenin insanlarıdır.  Kobanide yaşanan savaş ve çatışmalar, kimin elinin kimin cebinde olduğunu göstermiştir. Diğer tarafta Halep katil Eset tarafından harabeye döndürülüp yıkılırken ve yaşanması muhtemel bir katliam sinyalleri gelirken, hiçbir batı ülkesinin dikkatini çekmemiş gibi gözükürken, Kobaninin hep gündemde olmasının arka plândaki gizli gerekçeleri iyi analiz edilmelidir. Elbette ki Kobanide yaşanan drama sessiz kalınmamalıdır ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ta kalınmamıştır. Bunu söylemeye bile gerek yoktur. Ancak bu durum ortadayken, ülkemizin her tarafında kamu mallarına ve düzenine yapılan acımasız ve haddini aşan saldırılar kabul edilemez. Hiç kimse bunun barış ve kardeşlik adına yapıldığını iddia edemez. Sivil kıyafetli güvenlik görevlilerinin hunharca arkalarından sıkılan kurşunlarla şehit edilmeleri çok vahim sonuçların beklentisini ifade edebilir. Bingöl’de emniyet mensuplarına gerçekleştirilen suikast de aynı kategoridendir. Eğer terörün bitirilmesi ve ülkemizin yeniden kardeşlik ve beraberlik sürecine girmesi isteniyorsa, herkesimin üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirmesi beklenir. Bu manada çözüm sürecine dayalı terörün bitirilmesi bu ülkede yaşayan her kesimin ana beklentisi ve hayalidir. Bunun gerçekleştirilmesi için; “tek vatan, tek bayrak ve tek millet” birlikteliği temelinde sarsıntı yaratacak yönelimlere fırsat vermeden, demokrasi, insan hakları, eşitlik, adil paylaşım, eğitim, yatırım boyutlarıyla yapılması gerekenler hiç vakit geçirilmeden yapılmalıdır. Doğusuyla, batısıyla ülkemizde yaşayan herkes bunu bekliyor. Konjonktürel şartlar bunu gerekli kılıyor. Artık terör örgütünün silahlı mücadeleyi seçme dönemi kapanmıştır ve en seri bir şekilde silah bırakarak, sürecin doğru çalıştırılmasına katkı sağlamalıdır. Süreç uzadıkça çok farklı ve beklenmedik paydaşlar devreye giriyor ve ilgili aktörlerin ve tarafların kontrolleri de zorlaşıyor.

İnşallah o güzel günleri hep beraber en kısa zamanda birlikte göreceğiz ve dostlarımızı sevindirip, düşmanlarımızı çatlatacağız. Selam ve sevgilerimle.

  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 6125 Defa Okundu
2014-12-10

SON YAZILARI

İnfaz timlerinin varlığına işaret etmiştim, eyvah haklıymışım!.. Neye Evet Neye Hayır!.. Anayasa ve Hükümet Sistemi Referandumunda evetle hayır yer değiştirirse! Anayasa Referandumu ve Türk Eğitim Sen Genel Başkanının Sözleri Rus Büyükelçisine Yapılan Menfur Saldırının… Neler Yapmalı… Hain ve kalleş terör saldırılarının acısını içimize gömerken Halep’te yakılan ateşin közü yüreğimizi dağladı!.. Açık terör sisteminin hedef odaklı girdileri!.. Harakani Sofrasında Herkesin Yerini Almasını Sağlamamız Gerekiyor Darbe Sonrasının Artçı Dalgalar

YORUMLAR

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Harbiler 36 Karsspor’a iftar verdi
Harbiler 36 Karsspor’a iftar verdi
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Günendi Köy yolunun bir an önce tamamlanması talimatı
Günendi Köy yolunun bir an önce tamamlanması talimatı

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Tan Ofset San.Tic.'nin Kurulusudur. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır