KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

DARBE SONRASININ ARTÇI DALGALAR

  Prof. Dr. Ali Osman ENGİN

          aosmanengin@gmail.com
         DARBE SONRASININ ARTÇI DALGALAR

15 Temmuz Gecesi Yaşanan Kalkışma ve İhaneti Doğurtan 40-50 Yıllık Arka Plânın Psikolojik Sosyal Kültürel Süreçleri ve Darbe Sonrasının Artçı Dalgaları!..
 

Aziz dostlar, bugün sizlerle çok acayip ve oldukça sıra dışı bir paylaşımda bulunmak istiyorum. 15 Temmuz gecesi kolay kolay unutamayacağımız ve unutmamamız gereken bir kalkışma ve saldırıya maruz kaldık. Toplum olarak ödemiş olduğumuz çok ağır bedellerine rağmen, Elhamdülillah, açıkça canını cananına tercih edip; Ezan susmasın, Bayrak inmesin, Vatan bölünmesin diyerek meydanlara inen sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, diğer muhalefet liderlerimiz ve hainlerin kumpaslarına gelmeyen gerçek komutan ve askerlerimizle beraber cansiperane görevlerini yapan polisimiz ve dünyayı gösterdikleri cesaret ve ferasetle gıpta ettiren kahraman halkımız, ALLAH’ ın yardımıyla, oynanan oyunu bozmuştur. Daha açık bir ifadeyle bu oyun, gerçek ve ölümüne birlik ve beraberlik ruhuyla defedilmiştir.


Bu oyunlar; yapılan, bozulan ve daha sonra her değişen koşula göre ve istendiğinde yeniden yapılandırılan oyunlardır. Hatta her tekrar safhasında daha sistematik varyasyonların iç içe bağlantılarla daha kompleks bir vaziyet alması söz konusudur. Çünkü her bozulan oyun; kendi açıklarını masaya yatırır ve o beklentileri zaafa uğratan zayıf noktaları güçlendirerek yeniden ana hedefe kilitlenir. Anlaşılan odur ki; oyun içerisinden oyunlar çıkıyor ve sonrakiler öncekilerle olan ilişkileri kapsamında bir sonrakine temel oluşturuyor. Bu noktada öncelik ve sonralık belirleyicidir ve önemlidir. Her bir yeni durum; kendi içerisinde sistematik bir yapı oluşturmakla beraber, ana bütünün ortaya çıkmasında, bütün ve parça ilişkisi düzleminde üstlendiği rolünde kendisine kazandırdığı değeri her zaman ortaya koymaktadır. Zaten her bir durumun varlık gerekçesi bütünle olan bu koordinasyon düzeyindedir. Her bütün en azından ve matematiksel olarak kendisini meydana getiren parçaların toplamı gibi algılansa da, esasında bir nitelikli bütün kendisini meydana getiren parçaların toplamından daha fazla bir şeydir. O fazlalar gözlerden ırak tutulan veya saklı kalan boyut ve derinliklerdir. Bu çok değişkenli karmaşık hadiselerin vasat tecrübe ve deneyimlerle anlaşılması zordur, hatta mümkün değildir. Bu iş derinlemesine geçmişin kadim bilgisi yanında güncelin felsefi ve deneysel sıcak bilgisini gerektirir. Düşmanların fendinden kurtulmak ve tuzaklarına düşmemek demek aynı zamanda aşağılık kompleksinden de kurtulmak demektir. Bu tür kompleks ve öğrenilmiş çaresizliklerden kurtulmanın yegâne yollarından birisi de bilme şuurudur.


15 Temmuz gecesi vatan ve millet düşmanlarının kalkıştığı isyan ve ihanetin, aziz milletimize yaşattığı tabloyu; kaos, iç savaş ve stres boyutuyla daha önce ortaya koymaya çalıştık. Uzmanlar tarafından denildiği gibi; bu tablo 1. dalga diye tanımlandı. Gerçekten de dünya ölçeğinde yaşanan durumlar hatırlandığında, yapılabilecek en uygun tanımlama idi. Ancak unutulmaması gereken nokta şudur ki; bu kalkışmaya birinci dalga denildiği zaman ikinci, üçüncü ve daha sonraki dalgalarında olabileceğine ihtimal veriliyor demektir. Bu kadar sistematik ve hazırlanılmış kanlı bir ihanet kalkışmasının milletimizden yediği darbelerin etkisiyle bir müddet uyuyabileceği ve daha sonra yeni oyun kurgularıyla sahne alacağı abartma olmayacaktır. Gerçekten de Ergenekon, Balyoz ve askeri casusluk gibi küresel kumpaslarla dostları sevindiren ve hain düşmanları kahreden ordumuzun bir bölümüne kabul edilemez bir operasyon yapılarak zayıflatılmaya çalışıldı. Her ne olursa olsun, 15 Temmuz gecesi de geriye kalan bölümü üzerinde aynı operasyona devam edildi. Bir öncekiyle bir sonraki belki taban tabana zıt gibi gözükse de, asıl hedefin diğer kazanımlarıyla beraber Türk Silahlı Kuvvetlerini zayıflatmak, bu manada demokrasi kültürümüzün gelişmesini engellemek ve şüphesiz bir iç savaş çıkararak tam netice almak olduğu apaçık ortadadır.
 

Dolayısıyla bu sürecin sosyolojik, psikolojik ve kültürel arka plânı incelenmeden, mevcut durumun kavranması ve geleceğe dönük etkili karşı tedbirlerin alınması daha zorlaşır. Çok derinlemesine bu süreçlere girmeden önemli gördüğüm birkaç detaya vurgu yapmak istiyorum. Her toplumu kurumsal olarak meydana getiren temel kurumlar vardır. Aile, eğitim, siyaset, ekonomi, din gibi kurumlardan bahsediyorum. Bu kurumlar sistematik olarak üzerlerine yüklenen misyonlarını yerine getirmez, eğitim kurumu diğer kurumların ihtiyacı olan sağlıklı insan kaynaklarını yetiştiremez, din kurumu eğitim kurumunun kuruluşlar boyutuyla yetiştirdiği insan kaynaklarının duyuşsal öğrenme alanı değerleri olarak ahlâkî temellendirmeleri özellikle inanç ve gerçek fıkıh temelli olan bu değerleri ikame ettiremezse, toplumun temel yapı taşları olan bu kurumlar arasındaki ahenk ve düzen bozulur. İşte bu yozlaşma ve bozulmalar sonucunda; Fetullah’çı sapkın ve aslından gittikçe uzaklaşan, dini siyasete veya siyaseti dine malzeme olarak kullanan kurum ve kuruluşlar ortaya çıkar. Demek ki toplumumuzda din kurumu işlevlerini tam olarak yapıp insanlarımızı yaygın dini sapkınlıklar konusunda bilgilendirip uyaramamıştır. Okumayan bir toplum olarak bu hassas konuda doğru ve yanlışı ayırt edemediğimiz temel bir gerçekliktir. Eğitim kurumu için de benzer durumlardan bahsedilebilir.


Eğer eğitim kurumu tüm eğitim, sosyal ve kültürel rollerini icra etseydi, en azından dershaneler boyutuyla bu yapılara eleman devşirilemezdi. Diğer yandan toplumumuzda genç kızlarımızın bir kısmının inanç ve değerler temelli kılık ve kıyafetlerinden dolayı eğitim hakları ellerinden alınmasa ve bahse konu şer odaklarının insiyatiflerine bırakılmamış olsa idi, yaşadığımız kaosların birçoğu yaşanmazdı. Ayrıca devlet her türlü uygulama ve seçme etkinliklerinin güvenliğinden taviz veremez. Mutlaka tüm açıkların kapatılmış olması gerekir. Bunun sağlanamadığı yerlerde hakkı olmayan, haksız yere, alın teri ve göz nuru akıtmadan kolayca hayal bile edemedikleri rantlara ulaşan karaktersizler üzerinden ölümüne itaat kültürü başını alıp gider. Nasıl ki onlara başkalarının hak ve hukukları çiğnenerek makam ve mevkilere ulaşma fırsatları verildiyse, onlarda aynı şekilde yine başkalarının özgürlük, vatan, millet, din, ar ve namus sevdalarına yönelecek kahpe saldırı ve kalkışmalarına malzeme olacaklardır.

İnşallah bundan sonra her kurum ve kuruluşta liyakat usulüne dayalı personel sistemleri hayata geçirilir. Hak edenler mutlaka amasız ve fakatsız hak ettikleri görevler verilmelidir. Hak etmeyenlere ise hak etmedikleri promosyonlar verilmemelidir. Bunun sonucu ayrışma, düşmanlık ve çatışmadır. Böyle bir durumda kendisine hak etmediği halde verilen makam ve mevkilerin ihtişamına kapılarak kabul edenlerin de demokrasi kültürü ve insan hakları açısından sorunlu oldukları ve bedelini çok zor ödeyecekleri bir vebal altına girdikleri unutulmamalıdır.
 

Psikolojik açıdan bakıldığı zaman, maalesef gençlerimizi düşünen ve sorgulayan şahsiyetler olarak yetiştirememenin de çok önemli olduğu anlaşılıyor. Gençlerimizi bu manada sağlıklı bireyler olarak yetiştiremediğimiz zaman, kişilikler ve benlik algıları tam olarak gerçekleşemez. Bu konuda çocuk yetiştirme süreçlerinin önemli olduğunu biliyoruz. Psikolojik süreçler olarak kendisini gerçekleştiremeyen kişiler, önlerindeki hedefleri gerçekleştirme durumunda oldukça zayıf olduklarını anlarlar. Bu durumda dışarıdan gelecek bir güç merkezine ait olmayı tek çıkar yol olarak benimserler. Kendi toplumunun kültürel değerlerine yabancılaşan kişilerin de, toplumla olan bağları zayıflar ve her geçen gün artan narsist eğilimler ortaya çıkar. Bu yapının ürettiği en çarpıcı değer; başkalarını yok sayma, baskı, yıpratma ve yaşam hakkına saldırıdır. İşte böyle uydu ve gölge karakterli olarak yetişen gençlerin aslında kaprisleri falan da olmaz. Onların kapris diye ortaya koydukları şey, onları avuçlarının çerisinde oynatanların kendi kaprislerinden başkası değildir. Bu kişiler için yapılabilecek en önemli tanım; yokların yoğu olmalarıdır.


Kültürel açıdan bakıldığında da, bu tür kişiliklerin değer ve normlar açısından da oldukça sıkıntılı olduklarıdır. Bu kişiler soyut ve psikolojik kavramlardan oluşan duyuşsal öğrenme alanı açısından oldukça zayıftırlar. Değerler sistemlerinin tam olarak oluştuğu söylenemez. Kendi öz derinliklerinden kaynaklanan mekanizmalara bağlı öz yönetim ve kontrol dinamikleri çok zayıf veya hiç oluşamamış olduğundan, başkaları ve de özellikle kendilerine rollerini dağıtanlar tarafından çok rahat ve maliyeti çok düşük bir şekilde yönetiyorlar. Tüm terör süreçleri içinde benzer ifadeler kullanılabilir. Bu duruma düşen zavallılar için mantık, hak ve adalet, ahlâk ve din adına bir şeylerden bahsetmek ve bu doğrultuda beklenti içerisine girmek sadece safdillik olabilir.

 

Evet sevgili dostlar; vurgulanan diğer dalgaların çoktan başlatıldığını ve o sürecin hızlı bir yayılma gösterdiği gerçekliğinin mutlaka fark edilmesi gerekir. Bu FETÖ Paralel yapı diyerek kafa karışıklığı yaratmak yerine, bu yapının felsefe olarak ne olduğu, okunan temel kaynağın veya kaynakların neler olduğu, beslenme alanlarının neler olduğu gibi konulara da netlik getirilmesi gereği açıktır. Aksi halde eritilen yağın tortasını almış ve orijinalini geri bırakmış olursunuz. Eğer bu yapı temizlenecekse, her türlü uzantısı ve tabanıyla temizlenmelidir. Bu konuda açığa alınan Dicle Üniversitesi Rektör yardımcısının söyledikleri önemlidir. Çünkü Dicle Üniversitesi hastanesine sevk edilen ve çok ağır olmayan yaralı güvenlik mensuplarının cenazelerinin dışarıya çıkarıldığını hepimiz biliyoruz.

 

Son günlerde özellikle görsel medyada FETÖ itirafçıları ekranları doldurmaya başladı. Ben bu işte bir bit yeniğinin olduğuna kesinlikle inanıyorum. Ne hikmetse hemen hemen hepsi benzer ve çok nadir olarak ta zıt açıklamalar yapıyorlar, ilanlar veriyorlar. Çok profesyonelce yürütülen bir algı operasyonuyla karşı karşıyayız. Bu şahıslarla program yapmaya devam eden gazeteciler program süreci boyunca gösterdikleri şaşkınlık yüzlerinden belli oluyor. Adeta hipnotize edilmişler gibi. Aziz dostlar itiraf diye ortaya konulan doneler sadece bu sapkın akımın başındaki şahsı ve düşüncelerini her açıdan ya abarta abarta insanüstüleştiren, yada 15 Temmuz gecesi olanları organize edemeyecek kadar bir zavallı olduğunu algılara yerleştiren donelerdir. Bunların hiçbirisi itiraf edilen cezaya müstahak deliller değildir. Bu örgütün bundan sonra ortaya koyacağı tehditlerle ilgili bir şey demiyorlar. Yada neden bu kadar derinlemesine bilgiye sahip olmalarına ve hatta o ihanet senaryolarının sahneye konulması için en üst düzeyde rol icra etmiş olmalarına rağmen, 15 Temmuz gecesi olacaklarla ilgili bir şey söylemediler!.. Bence bu soruların cevaplanması gerekir. Sadece, ya darbe ve kalkışmaya katılan er ve erbaşların, böyle cinlere ve şeytanlara bile pabuçlarını ters giydiren bir kişi tarafından hipnotize edildiği yada bu şahsın bunları yapabilecek veya yaptırabilecek akıl ve yeteneğe sahip olmadığı gibi laflar dolaşıyor. Bilemiyorum ama biraz bana da garip geliyor. Umarım ben yanlış düşünüyorumdur. Ancak oturup programları izlediğim zaman, adeta bir Fetö dersi veriliyor hissine kapılıyorum.
 

Bana göre bu şahıslara böyle medyatik fırsatlar verilmemelidir. İtiraflar mahkemelerde yapılır diye biliyorum. Sevgili dostlar demek istediğim, işte bütün bunların acaba bu süreçlerin ikinci artçı deprem süreçleri olup olmadığıdır. Eğer durum öyleyse o zaman herhalde tırnak içerisinde söylüyorum, oda Pensilvanya’da oturan örgüt elebaşının muhtemeldir ki sayın Başbakanımızın çok iddialı bir şekilde belirttikleri gibi bu şahsın Türkiye’ye iade edilmesi ve yargılanması durumunda vereceği ifadeler olacaktır. Bu ifadelerin olası hedefinin de; kendince somutlaştırmaya çalışacağı kurum ve kuruluşlarıyla devlet erki, kendisini yöneten diğer üst akılların kulağına üfleyecekleri, muhalefet ve diğer bazı sivil toplum kuruluşları ve sendikalar yani işin özü ülkemizin ve milletimizin geleceği olacaktır. Ne diyelim bekleyelim ve görelim.


(UA-BA-S) GAZİ KARS (KHA) – KAFKAS HABER AJANSI
 

  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 12267 Defa Okundu
2016-08-15

SON YAZILARI

Barzani’nin Korsan Referandumu ve Fırsat Bu Fırsat diyenler! İhanet ateşinde aklını ısıtanlar kendi bedenlerinin yanışını seyredecekler!.. İhanet Çeteleri ve Terör Yapılarıyla Beraber Kayıran ve Koruyanlara da Amasız, Fakatsız Dokunulmalıdır!.. 15 Temmuz Üzerinden 1 Yıl Geçti Devleti Başsız Bırakmaya Niyet Edenler… İnfaz timlerinin varlığına işaret etmiştim, eyvah haklıymışım!.. Neye Evet Neye Hayır!.. Anayasa ve Hükümet Sistemi Referandumunda evetle hayır yer değiştirirse! Anayasa Referandumu ve Türk Eğitim Sen Genel Başkanının Sözleri Rus Büyükelçisine Yapılan Menfur Saldırının…

YORUMLAR

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Adem Çalkın’ın Selim Kongresi konuşmasının tamamı
Adem Çalkın’ın Selim Kongresi konuşmasının tamamı VİDEO
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Şoförlere bubi tuzağı gibi yol!
Şoförlere bubi tuzağı gibi yol!

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Bedir ALTUNOK adına resmi yayın organıdır. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır