KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

ZAMANIN RUHU DEĞİŞTİ TEYO İMDADA ERİŞDİ

  Prof. Dr. Ali Osman ENGİN

          aosmanengin@gmail.com
         ZAMANIN RUHU DEĞİŞTİ TEYO İMDADA ERİŞDİ

Zamanın ruhu değişti Teyo imdada erişdi

Sevgili dostlar, çok aziz kardeşlerim ve her karış toprağının şehit kanlarıyla sulandığı mübarek vatan topraklarının kara bağrında sıra dağlar gibi duran Serhat Karslılar, Kafkas Karslılar ve Çanakkale destanının doğu sınırlarımızdaki göstergesi ve dengi olan Sarıkamış destanını adeta bedenlerini dondurarak, kim ne derse desin donmayan ve uyumayan ruhlarıyla kâinata yazan o serden geçti Alperenlerin ortak coğrafya paylaşanları ve varisleri olma şerefine sahip olanlar. Bu kutsal toprakların yaşayan müdavimleri olarak o civanmertleri her birinin ayrı ayrı hikayeleriyle bağrına basan vefakâr insanlar; hepinize yeniden en derin selam, sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum.

Elbette ki bu hakkını teslim eden sözlerimin; Türk Milletini oluşturan Terekeme, Azeri,  Kürt, Yerli muhatapları her durumda ve zamanda bundan daha fazlasına lâyıktırlar. Bunların hiç birisi ayrıştırıcı unsurlar değildir. Aksine Türk Milletinin mensubu olma şuuruna yükselten tamamlayıcılarıdır. O büyük ailenin mensupları bazen birilerine uyarak akşam eve geç gelse de, evden kaçıp dağa bayıra çıksa da, o olgunluk döneminin geçişinin  sıkıntıları yaşansa da, diğer aile büyükleri ve aile efradının da sınırlayıcı ve sorgulayıcı tavırları defakto olarak ortaya çıksa da sonuçta bu büyük ve yüce Milletin mensubu ve ana unsuru olduğunu hatırlayıp gereğini herkesle beraber yerine getirdikten sonra, artık sorun odaklı bakışlar, gelecek odaklı gelişim ve dönüşümlere odaklaşacaktır. Etrafımıza örülmek istenilen sorun merkezli karanlık ufukları yırtan bu birlik ve beraberlik ruhu yeniden ölümsüzleşecek ve kendi sınırlarını aşarak bütün mazlum milletlere ve insanlığa yeni medeniyet hamleleri sunmaya başlayacaktır. Artık ülkemizin her karış toprağına ve bütün gönüllere sevgi ve aynı ailenin mensubu olma temeline dayalı ortak akıl, kalp ve gönüllerine kardeşlik ruhunun tohumları ekilerek, bütün insanlığın özlemini çektiği hak ve adalet mesajlarını evrene yaymalıyız. Bütünden koparılacak her parça küçüklük ve küçülmenin emareleridir. Büyüklük zihinsel temelli ve sosyo-ekonomik olarak ta olsa, bütünü koruyarak yeniden genişlemek ve cihanşümul olmaktır.

Bugünde aynı şekilde bağımsız bir devlet olma yapısının gereği olarak, ülkemizin farklı yerleşim birimlerinden gelen ilim, irfan ve hizmet ordumuzun  mensupları olarak devletin verdiği görevleri ifa etmeye çalışan ve bu şehirde hizmet erliğine soyunan insanlara aynı nazar, aynı misafirperverlik ve aynı birlik ve beraberlik ruhu içerisinde  yaklaşıldığını görmekten çok mutlu ve müteessir olduğumu ifade etmek istiyorum. ALLAH yaratılanı yaratandan dolayı sevenlerden razı olsun, varlığınız ve dirliğiniz daim olsun.

Ancak sanıyorum yanlış algı temelli olacak ki, Sarıkamış’ın ve Çanakkale’nin ruhu aynı kalsa da, zamanın ruhu değişti ya, bu bakış açısını henüz içselleştiremeyip, üzeri örtülüp dillendirilmese de, belki şahsi menfaat ve örtülü çıkarlarını ön plânda tutulduğu farklı yaklaşımlara da zaman zaman rastlanabildiği düşünülmektedir. Çok istisna da olsa elbette ki bu tür tutum ve davranışlar fazla önemsenmemelidir ve hizmet üreten hizmet erlerinin motivasyonlarını zedelememelidir. Bu ülkenin her yeri ve aynı şekilde her kurumu herkesindir. Eğer varsa, bu küresel bilince ulaşamayan kardeşlerimiz acilen ona buna, sağa sola çamur atmaktan vazgeçmelidirler. Aksi halde o çamurları yiyip tüketmek zorunda kalabilirler. Halbuki o çamurlardan nede güzel çanak çömlekler yapılabilir. Aslında ben acizane böyle bir tutum ve davranışın olmadığına inanıyorum. Muhtmeldir ki biraz duygusal kardeşlerimiz asılsız algılardan yola çıkarak kırılmış olabilirler. Kars demokrasi, insan hakları ve en insani değerlerin beşiği olma potansiyeline çoktan sahiptir. Yapılması gereken bu değerleri beşiği ters çevirip ayaklar altına almamaktır. Kars ve Karslı bunu geçmişten günümüze yapmış ve çok güzel örnekler vermiştir. İşte Ebul Hasan El Harakani bu kültürün en muhteşem örneğidir. Harakani’ nin felsefesi ve söylemleri sadece Kars sınırlarına sığdırılacak kadar küçük değil ve bütün insanlığı ve evreni kucaklayacak genişlik ve cömertliktedir. Aşağıdaki dörtlükler onun felsefesini ortaya koymaktadır.

Harakani’ de yoktur sorgulamak başkasını siyaset ve rant hesabına

Hiç düşer mi  ehli imanlar dünya işlerinden mülk sahibinin gazabına

Hele işe bakın şaşırmamak elde değil kimler ne için kimler ile beraber

Taraf olmakla nail olunamaz ki Harakani’ ye dost olmanın sevabına

***

Harakani kovmadı hiç kimseyi hep kurulu açık olan hak sofrasından

Seçmiyordu kimseyi üstündür diye konanlarla göçenlerin arasından

Çünkü daha önemliydi varlardansa varı var eden en sahibinin hatırı

Kan akıtıp el sürmek ne mümkün başkasının kaşınacak yarasından

 

Harakani hep korkardı mekânında yaşanacak zamansız ölümlerden

Olmasın istiyordu hanesinin yas, keder ve hicran duyulan yerlerden

Birilerini huzura davet ederken diğerine ekşi yüz ve matem ne diye!

Dinde bunun yeri yok ki anlaşılmıyor mu  İslâm’da ki hükümlerden

***

O düşüncede  saflaşarak adam gibi doğru yaşamaktan bahsediyordu

Ancak öyle kurtulur tozlanan kalp bulanıklıktan diye hesap ediyordu

Deniz kıyıya atar eninde sonunda içindeki çeri çöpü ve pisliği derken

Kalbin deniz ve dilinde kıyılar gibi çalıştığını aşikâre etmek istiyordu

***

O söz ve insan olmanın öz ustası nede güzel demiş dil kalbin aynasıdır

İnananlar arasında taraf olmak farklı değil bertaraf olmanın aynısıdır

“Siyaset ayağımın altındadır” diyen alimleri ne de çabuk unutmuşuz

Bu olsa olsa haset ateşine atılan  şer odunlarıyla hayrın kaynamasıdır

***

Eğer bir gün kalpler durulur berraklaşırsa gonca güller açan gönüller

Ayrılıklar ve gayrılıklar yok olur birleşir ebedi sonsuzluğa açılan eller

Alo bekle o günü gam etme yakındır akan su menziline varacak elbet

O anda görecek gözler duyacak kulaklar  konuşacak Hak adına diller

Hiç kimse hiçbir yerde kendi kişisel ego ve tatmini için başkalarını etkisizleştirme ve karalama çabasına girmemelidir. Küreselleşen dünyamızda kendi sınırlarına kapanan hiçbir şehir yaşayanlarının beklentilerini karşılayamaz. Erzurumlu İbrahim Hakkı’ nın dediği gibi; “Hak şerleri hayr eyler, Zannetme ki gayr eyler, Arif onu seyreyler, Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler!..” Artık insanlık zamanda mekân ve konuma müdahale ederek hıza ve hıza müdahale ederek de konuma tesir etmektedir.

O halde günümüzün en temel ve geçer varlığının zaman olduğu hakikati, gelişen olay ve olgular düzeyinde anlaşılmaya başlanmıştır. Hakikaten varlık alemine düşen eşya, olay ve tüm    olguların algıları meşgul edecek düzeyde var olmaları, zaman süreciyle doğru orantılıdır. Çünkü varlığın bir zaman dilimi ve boyutu vardır. Süreç olarak zamana inat varlıktan bahsetmek pek mümkün gözükmemektedir.  Konuma müdahale edildiğinde zamanın ve zamana müdahale edildiğinde de konum ve zamanın etkilendiğini artık anlayabiliyoruz. 

Her ne kadar zamana yolculuk adıyla kompleks niyet beyanları olsa da, insanlığın yaşanan zaman dilimi boyutuyla sahip olduğu imkân ve fırsatlar içerisinde, henüz böyle bir şansı bulunmamaktadır. Her insani eylemin söze ve algıya konu olması zamanla sınırlıdır. Çünkü zaman, varlığın sınırlarını da belirlemektedir. İnsanlığı doğrudan etkileyen değişim ve arzu edilen tekamül adına gelişim, kendi dirik mecrası içerisinde devam etmektedir. Ancak değişenin zaman mı, yoksa sabit zamanda değişen obje, olay ve olgular mı olduğu pek fark edilmemektedir. Gerçekten eskiyen ve yaşlanan zaman değil, zamanda yer ve boyutu değişen objelerdir. Burada kast edilen zaman da her halde nesnelerin kendi zamanlarıdır.

Zamanda değişen obje, olay ve olgulara bağlı olarak, zamanın da yavaş yavaş ruhu değişmeye başladı. Ruhunu kaybeden zaman, varlık mekânının da hakimi olmaktan uzaklaştı. Ayrı ayrı nesnelerin şekil verdiği durağan bir zaman yapısı oluşturulmaya başladı. Çünkü öyle ya; zamanın ruhu değişti!.. İhsan Eliaçık beyefendinin dediği gibi; 1988 de İran’ da Ayetullah Munteziri; hapishanede olup bitenler için, Ayetullah Humeyni’ ye; “senin adamlarının zulmü Şahın adamlarının zulmünü geçti. Hani Ali’nin adalet devletini kuracaktık” dediğinden bu yana ve  1987 Tahran Üniversitesi önünde; 7 kişinin öldüğü öğrenci gösterisinde; “ya adalet devleti ya yeniden devrim” sloganları atıldığından beri, sanki zamanın ruhu değişti. 1944’ ten bu yana Türkiye ve diğer İslâm coğrafyalarında yükselen dini ve kültürel değerlerin önce yerel ve sonra merkezi iktidarda hakim unsurlar haline gelmesinden bu yana tam zaman ve zamana bağlı mekân değişmeye başladı diyecekken, 2002 yılı sonrasında, yükselen muhafazakâr partilerin; Kuveyt, Fas, Cezayir, Ürdün, Endonezya, Pakistan ve Yemen’ de oy kaybetmeye başlamalarıyla beraber bu sefer zaman tersine değişmeye başladı. Kesilen kurban derilerini bindiği Mercedes araç ve lüks Jipler ile toplamaya çalışan, çok varları olan varlıların lüks araçlarının deri kılıfını, en azından toplamaya çalıştığı kurban derisi gibi, hayra verememelerinden bu yana; evet İslâm dünyasında da zamanın ruhu değişti!..

Üstelik bunların her birisi diğerinden sinerji alarak, katlanarak, yayılarak, artarak İkbal’in tabiriyle, “göç katarları toplandı”, İbni Haldun’ un tabiriyle, “ümran rüzgârı döndü” dediklerinden bu yana, zamanın ruhu değişti!.. Çünkü mazlumlar zalimleşmeye, ezilenler ezmeye başladı. Siyaset; bir arpa boyu yol alamadan, tekamül adına değişim ve   ilerlemenin temsilciliğine soyunurken, devlet; statükonun durağan mantığına teslim oldu. Geleneksel toplumlarda beklenen ve toplumsal problemlere kaynaklık etme dinamiklerine sahip toprak reformları gerçekleşmedi. Buna en büyük destek toprak ağalarının desteklediği siyasi otorite cenahından geldi. Muhalefette; sosyal devlet söylemleri, iktidarda mülkün adalete temel olduğu anlayışlar yer tutmaya başladı. Çünkü; “zamanın ruhu değişti”.

Artık zamanda yer ve zemin daha sahiplenilmeye başlandı. Çorak zeminler kurudu ve cocağın oynaklığı çölleşmeye yüz tuttu. Hareketlilik durağanlığa dönüştü. İsyan, fetih, ele geçirme, devrim yapma dönemi her toplumun kendi sınırları ve etkinlik alanlarına yönelen iç hesaplaşmalara döndü. Eli güçlü olanların gücü, iktidarlarda hükmedenlerin hükümleri tartışılmaya başlandı. Kısacası Arap itti mezhepler karışmaya başladı. “Şimdi abdestli tağutlar, tesbihli monşerler var”. Dedim ya Zamanın ruhu değişti!.. Çünkü rahmetli İzzet Begoviç’ in dediği gibi; “acılar ve ıstıraplar içerisinde doğan dinler ve devrimler rahat ve konfora gömülünce farklılaşır ve biter. Sahte din statüko için yalan söylemeye, devlet de gerçek sosyal devlet olma özelliğini kaybederek, adaletin temeline mülkü koyup zalimleşmeye başlayınca; yolun sonuna varılmıştır. Geriye kalan her eylem onları gerçekleştirme çabasından başka bir şey değildir. Onların gerçekleşmesi ise aynı zamanda ölümleri demektir”. Evet sevgili dostlar, Zamanın ruhu değişti!..

İslâm inanç sisteminin bazı aksiyoner dinamiklerini fazla sayıp, sistemin dışına alma çabaları; onu rahata kavuşturup, bilmem ne adına olursa olsun, kendi içerisindeki ilahi dengeleri bozma ve el atılan yerlerinden kendi içerisinde çözülmesini sağlamaya dönüktür. Bir dini inanç sisteminin tahrif edilmesi çok uzun soluklu bir süreçtir. Tahrif edenler tahrif etmek maksadı gütmezler. Çok iyi niyetlerle yola çıktıklarını düşünürler. Ancak o yolu hazırlayanlar da, o yolun yolcularını o yola koyanlarda başkalarıdır. Siz inandığınız değerler adına hoş görünmek için ne tavizler verirseniz veriniz, sadece düşmanın sizin üzerinizde olan hevesini kabartırsınız. Zaten gidişatta onu göstermektedir. Türk-İslâm alemine karşı sürdürülen zulüm ve imha projeleri daha da şiddetlenerek devam etmektedir. Yapılan uzlaşı çabaları da şüphesiz boşa geçmemiştir. Yeni kuşaklarda yüzyıllara dayanan Hak ve Batıl inanç algısını zedelemiştir. Çünkü artık gençler için Hak Din İslâm İnanç sistemine haşa alternatif inanç sistemlerinin de olduğu algısı yaratılmıştır. İşte tüm bu algı ve olguları sinesinde barındıramayan zamanın ruhu değişti!..

Çürütülecek olan değerler yerine virüslü naylon yamalar yapılma hazırlıkları yavaş yavaş ortama sürülmeye ve özellikle gençlerin algılarına portatif hafıza kartlarıyla yerleştirilmeye başlanmıştır. “Kelime-i Tevhid’in bir bölümünün kaldırılarak dillendirilmemesi, cihat anlayışının temeli olan şehitlik algı ve olgusunun yanından yöresinden yeni sınıflamalar yapılıp yıpratılarak dinin zayıflatılması ve Ayet-i Kerime ile sabit ve Cuma hutbelerinde ifade edilen: “ALLAH indinde tek hakiki din İslâm’ dır” gerçeğinin dillendirilmesinden vazgeçilmesi veya korkulması; inananlar tarafından şüphesiz kabul edilen en son hak din anlayışını zayıflatarak beyinlere şüphe yayacaktır. Aslında bu şüphe dikenleri şimdiden filiz vermeye başlamıştır. Yeniden dirilmek için bu zehirlerin panzehirlerini bulmak zorundayız.

Evet dostlar, İslâm inanç açık sisteminin iç ve dış tutarlılığını koruyan dengeleri alabildiğine sistem dışına itilmeye çalışılmaktadır. Çünkü dedik ya; zamanın ruhu değiştiriliyor!.. Artık Toplumların geleceğinde; “dine karşı din”, “mezhebe karşı mezhep” ve “ırka karşı ırk” yerleştirmeye çalışıyorlar. Kehanet olarak anlaşılmasa da, gelecekle ilgili şunlar söylenebilir: 1- Mülkle ilişkileri bozulup kariyerizmi ve konforizmi en temel değer haline getiren geçmişin “yeni sınıfı” ve şimdinin artık “eskimiş sınıfı” ile, geçmişin mazlumu ve ezilen “yalın ayakları” ve şimdinin “ortopedik ve pahalı ayakkabılarıyla” yere sağlam basanlar bu kez; dini, kültürel, ekonomik ve sosyal argümanlarla karşı karşıya getirilmeye çalışılmaktadır. Açıkça izlendiği gibi Arap coğrafyası bu deneyimi ne yazık ki çok acı bir şekilde fiili olarak yaşamaktadır.

Bütün bu alavere ve dalavere işleri tamamlandıktan sonra, demokratik yöntemler kullanılarak iktidar erkini ele geçiren zenginler; küresel sermaye ve güçler eliyle melezleştirilerek kendi değerler sistemine yakınlaştırılacaktır. Adeta onların da gerçekliklerini onaylama makamı gibi, fıkıh ve muamelat boyutu daha esnekleştirilmiş bir değerler anlayışıyla statükoyu ödün vermeksizin korumaya ve kollamaya devam edeceklerdir. Giderek yoksullaştırılan diğerleri ise alternatifleri olan muhalefeti temsil edeceklerdir. İktidarlar; inanç ve değerler sisteminin materyalistlerce dillendirilen ve gerçekte olmayan afyon yüzünü savunurken, aynı iktidara; aynı değerlerin akıl, irade ve vicdan yüzüyle karşı çıkılacaktır. Yada tam tersi bir durum yaşanacaktır. Burada önemli değişkenlerden birisi de; İslâm tasavvuf anlayışının dejenere edilerek zayıflatılmasıdır. Mevzu (uydurma) rivayetlerle örülü bir yaşam felsefesi tahkim edilecek gibi gözükmektedir. Öyle enteresan gelişmelerle karşı karşıya kalacağız  ki; bir bakmışsınız birilerini deccal ilan edenler, aynı şekilde karşı taraf tarafından deccallık makamının varisleri olarak ilan edilmişler!..

Gerçekten yıllarca etkinler tarafından hakları gasp edilen ve ezilen edilgenler, artık yığılan öfke ve tepkilerini ustaca ortama sunmaya başlamışlardır. Laiklik-din, asker-sivil, sağcı-solcu, şu etnik köken-bu etnik köken çelişkileri kaybolacak, “dine karşı din” “mezhebe karşı mezhep”, “daha yalakalığa karşı en daha yalakalık” sahne almaya devam ettirilmeye çalışılacaktır. Değerli dostlar durumu tersine döndürmek zorundayız; “daha insaniliğe karşı en insanilik”, “daha kardeşliğe karşı en kardeşlik”, “daha erdemliliğe karşı insani kâmillik”, “daha bireyciliğe karşı en şahsiyetçilik” tutum ve davranışlarını hep birlikte  daha derinlere nüfuz ettirmek zorundayız. Olası sıkıntı ve problemleri en açık bir şekilde dillendireceğiz. Ancak her şeye rağmen ümitsizliğe mahal yoktur. Yüce Yaratanın plânları tüm plânlara galebe çalacak ve karanlık ufuklar yeniden tüm ihtişamıyla aydınlanacaktır. Çünkü artık bu değerlerin kökleri toprağa ulaşmıştır. Yakında boy veren fidanları İnşallah hepimiz göreceğiz. 

Bu sahnede herkes şimdiden safını belirlemek durumundadır. “Yeni sınıf” a karşı “yalın ayaklar” dan, “melezleştirilen” değerlere karşı, yüzyıllara damgasını vuran, insanlığa medeniyet değerleri üreten, kaynağı; Kur’an, Peygamber ve Hadis olan, Sahabe yaşayışıyla bütün insanlığa “insan –ı  kâmil” olma kodlarını hediye eden, melezleştirilmemiş değerler anlayışından, dinin sunduğu vicdan, adalet ve hakça paylaşım değer ve ilkelerinden yana taraf olunmalıdır. Bu saflaşmalarda her şey birbirine karışıyor, yeniden şekilleniyor. Dünün muhalifleri; bu günün statükocuları, dünün mazlumları ve kurbanları; bu günün zalimleri ve zorbaları, dünün yoksulları; bu günün zenginleri, dünün muktedirleri; bu günün hükmedilenleri haline geliyor. Dünün merkezi; bu günün çevresi, dünün yalın ayakları; bu günün “efendileri”, dünün zemini şimdi şekil ve dünün şekli de şimdi zemin oluyor. Evet zamanın ruhu değişti!..  Çünkü artık zeminde duranlığını kaybedip kaymaya başladı.

Sürece dünya ölçeğinde bakıldığı zaman; herkes zengin olmak ve zengin kalmak istiyor. Herkes hep kendisinden istenen olmak istiyor. Herkes kum tepelerinde ve sırça köşklerde yaşamak istiyor. Etrafta yoksulların utana sıkıla  istemesi, güç ve imkân arayan kadınların baygın bakışları herkesin hoşuna gidiyor. Onlarla eşit hale gelinmek istenmiyor. Onun için giyim kuşamda; “zengin olunduğu anlaşılsın ki gelip istesinler” deniliyor. Eski sûfiler,  kuldan bir şey istemeyi “şirk” sayarlardı. “Melameti Öğretisi”nde mülkiyet talebi de şirk sayılırdı. Çünkü mülk ALLAH’ ın dır. “Kendisi mülk olanın mülkiyeti de olmaz” diye düşünülürdü. Mülkü bütüne (ALLAH’a) ait görürler, benim demekten utanırlardı. Tabi bu sayfalar fazla aralanmıyor. Belki de hiç duyulmamıştır bile!..

Bu bakış açısıyla, Fatiha suresinde “kendilerine nimet verdiklerinin yoluna bizi ilet” hükmüne uymuş olunduğu iddia ediliyor. Deniliyor ki; “ALLAH nimetlerini kullarının üzerinde görmek istiyor”. Halbuki, Kuran’a göre; ALLAH’ın nimeti; doğruluk (Sıddık), iyilik, güzellik (Salih), şehitlik ve nübüvvettir. “Bir lokma bir hırka” anlayışı ve felsefesi; İslâm tarihinde tasavvuf hareketinin Müslüman alemine öğrettiği en esaslı protestodur (düsturdur). Bu taleplerle dolu insancıklar ortaya çıkınca; kimi sûfiler yün giyip yalın ayak dolaşarak mala mülke tapınmayı işte böyle protesto ettiler. Sokrates yırtık pırtık ve aynu şekilde yalınayak çarşılarda gezerken ve saatlerce hiç kımıldamadan ayakta ve aynı pozisyonda dururken; benzer mesajları vermek istiyordu. Belki zamanla Sûfilerde aynı yola kayınca; “Melametilik” (kaçınma) diye bir akım ortaya çıktı. Eğer maddi zenginlik ALLAH’ın kulları üzerinde görmek istediği nimet ise; bunu en çok kimin üzerinde görmek isterdi!? Alemlere rahmet olarak gönderilenin üzerinde değimli!? Hiçbir makam ve şöhret bizleri insan olma onurundan alı koymamalıdır.

Bir din bu kadar mı tahrif edilmeye çalışılır, bir Peygamberin getirdikleri bu kadar mı ters yüz edilmeye çalışılır. Yahudilik tahrif edildi ve oldu, Hıristiyanlık tahrif oldu, senin ki dimdik ayakta duruyor öylemi!? Çünkü onun koruyucusu doğrudan Yüce ALLAH’ tır. İslâm da her din gibi tahrif edilmek istenmektedir. Tahrif nedir? Kuran’ın harflerinin, cümlelerinin değişmesi mi? Kuran orada öylece duruyor. Mehcur vaziyette… Kafa değişmiş, bakış açısı değişmiş, zihniyet ve algı değişmiş. Hiç değişmese, İslâm alemi bu halde olur muydu?  Müslümanlar kurtulmuşluk vehminden çıkmalı. “Bizim dinimize bir şey olmadı, öbürleri değişti” kafa konforunda kurtulmalı. Şüphesiz onun koruyucusu Yüce ALLAH’ tır. Ancak öbürlerinin tahrifi de aşağı yukarı böyleydi. Bir lütuf varsa, o da belki ilerde dönerler diye Kuran’ın orijinal ve düz metin olarak elimizde olmasıdır. Ama şu da kesin; Tevrat ve İncil’in metni ile Yahudiler ve Hıristiyanların zihniyeti ve yaşayışları arasında pek fark yok. Ama Kuran’ın metni ile Müslümanların zihniyeti ve yaşantısı arasında sıkıntılar var!.. Demek ki Zamanın ruhu değişti”!..

Evet sevgili dostlar; ruhu değişen zamandan, sınırları kaybolan mekândan, veresiyesi bol peşini az ticaretten, tüm değerlerini kaybedip özünü gerçekleştiremeyen insandan medet olmaz. Olsa olsa zarar ve ziyan olur. Yine de zararın neresinden dönersen kâr hesabı lafı döndürüp Teyo Pehlivan’a da bir soralım ve onun tüyolarını da artık alalım.

Yönsüz Gidişat

Teyo ne yapsın o da şaşırıp kaldı bu gidişe

Benzemiyor oyunlar ne eski hayale ne düşe

Bunun adıda rollerin ve yerlerin değişimi

Ayağa kalk ey zaman sürünme geç dirilişe

***

Değişti dedim ya bak soluyor zamanın ruhu

El vermiyor artık bıraktı ya ardındaki güruhu

Kimin eli kimin cebinde belli değil sır içinde sır

Zor bulur insanlık değişmeden bu gidişle ferahı

***

Ey insanlık düştüğün yerden kalkmalısın ayağa

Yok ihtiyacın dirilmek için ne desteğe ne dayağa

Dön kalbine ve gönlüne sarıl aklının ipine sıkıca

Başarmalısın bu son çırpınıştır bakma vara yoğa

***

Rehberin olsun Kuran’la Peygamber ve sünnet

Bunların karşılığıdır bilmelisin ki ebedi Cennet       

Ya bunlarla dirilirsin bir bakarsın başın göklerde

Ya da çekilirsin yarıştan diyerek canıma minnet

A.O.E. –“Teyo Emi, selamun aleykum. Neyedirsen gardaş? Görirmısen halimizi? Hele bu Milletın düşürdüldüğü ve düşdüğü hale bak!.. Elınde neyi var neyi yok çekip almaya devam ediyorlar. Emi, alıştılar ya; hep tıpkısının aynısı oyunları oynuyorlar ve Milletin altını, üstünü, yanını, yöresini oylum oylum oyuyorlar. Camiden cemaati, cemaatten Kuran’ı, Kuran’dan değişmeyen hakikatleri, gönüllerden ve hafızalardan şanlı Peygamberimizi çıkartmak istiyorlar. Bütün bunları ruhunu değiştirdikleri zamana yayarak yapmak sevdasındalar. Bizleri zapt edilen zamanda, zaptiyeler olarak çalıştırmak ve sadece öngördükleri kadar sorgulamamızı, yargılamamızı ve her hangi bir çıkarımda bulunmamızı istiyorlar. Emi bu ne biçim iştir? ALLAH aşkına sen ne dersen bu gidişatımıza? Hayra mı, şerre mi alamettir? Hele versene tüyolarını!..

T.P. –“Gardaş gine beni fena yoracaḫsan. Bunlar çoḫ derin mevzular. Baḫ sizın oradan bizim burayınan ilgili gonuşursaz; bilenlere sorun. onlar anlatırlar. Aḫlızi karıştırıp, arḫazdan üsdüze güleceklere sormayın. Ola ḫoca hem niye ona buna mahana atirsız? Benim bildiğim; elım (ilim) Çinde de olsa, gidip onu oradan alacaḫsız. Çünkü o sizin itiğinizdir. Siz dini, beşeri ve başga ihtiyacız olan bilgileri sağlam kaynağından araştırıp öğrenmezseniz, başkalarının size  diyeceklerine yalan yanlış inanmaẖ zorunda kalacağınızı bilmez misiniz? Ondan sora da onu bunu suçlirsız (suçluyorsunuz). Bülürmüsen ben bunların hepsini burada öğrendim. Baḫın artık Mürşit Türkleşmış ve Türkçeleşmiştir. Esgisi gibi sarıḫ kimin başındaysa keramet ondadır anlayışı galmamıştır. Artıḫ bilgi gaynaḫları adına; herkes, her şeyi, her zaman ve her yerde bulabilir ve öğrenebilir. Bu durumların üstesinden gelmaḫ üçün noksanlarınızı tamamlamanız lazımdır. Unutmayın her sıkıntı ancak aslını ve özünü bilme şuuru ile aşılabilir. Bunları bize buranın hakimleri, hekimleri ve öğretmenleri öğrettiller! Yoḫsa ben bunları nasıl bileyim!.. Ḫoca baḫ o düzen bozan düzenbazlar var ya; işte onlar bu dünyanın şeytanlarıdır. Aslında çoğalddıḫları yannışlarınan sizin inandığız doğruların arasına sızaraḫ, inandıḫlarızi ne geder bilip, ne geder samimi olduğuzi ortaya çığardillar. Ben de tam o dünyadan bu dünyaya geçerken burayınan ora arasında çalışan layın şeytan geldi. Ola gardaş nasıl zır saggız olmuş yaḫama yapışmış. Aḫlında beni düşerdecaḫve sapdıracaḫ.

Hemde benden daha öyde (önce) dünyasıni değişen rehmetli mübarek anamın gıbalında gelmış. Ama bir ḫeta yapmış; pantol (pantolon) geymış. Halbu ki ey bülirem benım anam gıyamet gopsaydi pantol geymezdi. Zaten rehmetli babam da ele o anda kimseyi saymaz pantoluni mantoluni çığardırdi!.. Ben hama annadım. Hem de ne diyir baḫ; “illah bene baḫ oğlum; ben senden öyde (önce) öldüm. Çoḫ zorladılar, yine de dinimi imanımi  değiştirmedim diye çoḫ cezalar gördüm. En sonunda onnarın dediği kimin oldum da ele gurtardım. Bülürsen ben seni çoḫ sevirem. Ona sebep seni de ben gurtarmaḫ isdirem”. Ben işin şeytannıḫ olduğunu annamışam ya, hama oni oradan def ettım. İşde ele gurtardım. Ama ḫoca ALLAH yardım etsın epey de zorda galdım. O anda ele aḫıl mahıl da kâr etmir. Tek kâr eden vallaha guvvetli bir imandır. Burada essah samimiyet ve teslimiyet gendıni gösderir. Bedelsız heç bir şey yoḫ. Tebi buranın şeytani buraya göre, oranın şeytani da oraya göre. Ḫoca baḫ bu iş ele İspirli mispirli işine de benzemir ha!.. ALLAH şeytannardan hepımızi hifzeylesın”.

A.O.E. –“Pehlüvan Emi, seni dinlemaḫ emin ol ki bir nimet. Ele zannedirem ki gençler yavaş yavaş uyku ve misginlikten uyanaraḫ yeniden diriliyorlar ha gayret. Elbette ki işimiz kolay değil ama güzel günler yakında gardaş sabret. Sen iyi bilirsin. Sabrın sonunda ferahlıḫ vardır. Biz yoḫluğa ve darlığa alışığız, torla topla hepsi bir ahlıḫdır. Bizim derdimiz başka. Zamana mührünü vurup yürümaḫiçin ileriye. Milleti getırmaḫ içindir eşga. Bu eşgın olduği yerde asla galınmaz darda. Yahu Teyo Emi, dünya malına fazla harıs olup, öbür ebedi hayat için avare ve mudara galmaḫ, ele yeriyınen yaradana garşi geşmer olmaḫdır. Bizler yaradanın mülkiyetınde gullar isek, mülkiyetın mülkü ve mülkiyeti, kulun kulu olamiyacağına göre, dünya malına haddinden fazla temahkârlıḫ göstermamaḫ gerekir. Ele değil mi Emi?

T.P. –“Ola ḫoca dünya malına temahkârlıḫ dedın de bizim rehmetli böyük Osman Emi aḫlıma geldi. Bir gün duydum ki; Böyük Osman, sizin o tarafdaki evinin baḫcasında tam gendının boyuna göre bir mezer eşmış ve geceleri oraya girip, üstüne de ot örtüp yatirmış. Rehmetli itden, gurtdan gorḫmazdi. Ama birez bizden yegılerden çekınırdi. Bende dedım bir gece gidim rehmetliyi birez gorḫudim. Bir gece gizli gizli geddım. Yattıği mezere yaḫlaşdım ve “-ey Osman guli, Rebbın kim? Nebın kim? Kimin gulusan? Kimin ümmetısen? Kimin milletındensen? Kimin(gibi) sorular sorup telğın verdırmaḫ isdedım. Dedım hele öldüğüni zanarsa(düşünürse) baḫim ne cevap verecaḫ. O ara baḫdım otlar ḫışılamiya başladi ve, “ola Münkir ve Nekir melek gardaşlarım, ben daha ölmedım. Ama isdersez sizin sorularızi cevaplaram”. Dedi ve tam cevaplarıni verdi. O ara ben başga başga sorular sorunca şüphelendi ve hama tikeldi(doğruldu). Avuçlarındaki torpaği garannıḫda sufatıma doğri sepdi. Gaşdım getdım ama bene de olan oldi. Bir hafda gözlerımi açamadım. Ben baḫcadan gaçarken, “vay şeytan itoğlit hem de o delının gıbalında gelmış. Şimdi baḫim o kor gözlerınnen kimin mezerıne dikilecahsan” diye bağırirdi. Rehmetli işde dünyaya o mezer geder değer verdığıni annatmaya çalışirdi!.. Baḫ bizim Hasangala’da neçe malı mülkü olannar geldi getti. Heç birisinin esemesi galdi mi? Tebi galmadi. Ama rehmetli Böyük Osman Emının adi da yaşir, belki ruhi bile biryerlerde dolaşirdır. Birkere hergün Alvarli Efemın türbesıne uğrirdır. Dedım ya ḫoca varlıḫ bu varlıḫmış. Ele gördüm”.

A.O.E. –“Pehlivan Emi, ALLAH senden razı olsun. Yine verdın tüyolarını. Hep özleyeceğiz ḫayallerini ve rüyalarını.

T.P. –“Eyvallah hoca, ALLAH senden de razı olsun ki beni insannara faydali olim diye gonuşdurirsan. ALLAH ne mıradın varsa versın. Senın şaḫsında tüm Hasangalali ve Serhat Karslı hemşerılerıme sevgi ve selamlarımi yolliram. Sağolun, varolun ve çoḫ duyarli olun.

Değerli dostlar, bende hepinizi en derin kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum. Hoşça kalın.

Günün Sözü: Giden zamanı geri döndüremezsin. Öyleyse; zamanda yolunu almaya bak.

Simge: “ḫ” sesi gırtlaktan çıkarılan “ğ” sesi olarak kullanılmıştır.

  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 5883 Defa Okundu
2013-03-17

SON YAZILARI

15 Temmuz Üzerinden 1 Yıl Geçti Devleti Başsız Bırakmaya Niyet Edenler… İnfaz timlerinin varlığına işaret etmiştim, eyvah haklıymışım!.. Neye Evet Neye Hayır!.. Anayasa ve Hükümet Sistemi Referandumunda evetle hayır yer değiştirirse! Anayasa Referandumu ve Türk Eğitim Sen Genel Başkanının Sözleri Rus Büyükelçisine Yapılan Menfur Saldırının… Neler Yapmalı… Hain ve kalleş terör saldırılarının acısını içimize gömerken Halep’te yakılan ateşin közü yüreğimizi dağladı!.. Açık terör sisteminin hedef odaklı girdileri!..

YORUMLAR

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Arpaçay’da Feci Kaza: 2 Ölü 4 Yaralı
Arpaçay’da Feci Kaza: 2 Ölü 4 Yaralı
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Arpaçay’da Feci Kaza: 2 Ölü 4 Yaralı
Arpaçay’da Feci Kaza: 2 Ölü 4 Yaralı

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Tan Ofset San.Tic.'nin Kurulusudur. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır