KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

SİYASETİN AYNASI...

  Tuncer Kırhan

          tkirhan@hotmail.com
         SİYASETİN AYNASI...

Siyasetin Aynası....

Dünyanın onca sorunu varken, toplumsal sorunları yönlendireceklerin söylemleri aynalara ucube gibi yansımaktadır.
 
Orta doğu ve Afrika’da yönetim hatası olarak yerleşmeyen insan hakları ve demokrasi gibi kavramlar, yönetimlerin altın kaleli zırhlarına karşı içgüdüsel başkaldırılarla, dikta rejimlerini engellenemez bir güçle yıkmaktadır.
 
Son çöl kalesi şeyhi olan Kaddafi’nin, megalomani sendromu içinde dış dünyaya; “binlerce insanı öldürürüm” diyerek direnmesi halk düşmanlığından başkası değildir.
 
Benzer bir psikopat olan Irak lideri Saddam’ın, çağdaş dünyaya; “gelirseniz,petrol kuyularını yakarım” tehdidi ve şii, sünni diyerek bir milyon insanı katletmesi, kendisi ve aile bireylerinin de sonu olmuştu.
 
Çağ dışı bir yaşam tarzıyla, petrol ve para zırhına sığınan Arap liderleri, kendilerini tabiat üstü varlık sanma kompleksinden kurtaramazken,Kaddafi denilen palyaço kılıklı megalomanın hali,kümeste tavuğun kendini horoz görmesi gibi dramatik bir olaydır. 
 
Çünkü, kendini düşünürken, Libya halkını ve uluslar arası yatırımcıları tedirgin etmiştir. Libya’da çalışan yurttaşlarımız bu ateş çemberinden kaçarak geldiler de ne oldu?
 
Onca yatırım, iş makinesi, malzeme, çalışanların hakları, gelecekleri ve yaşanacak sıkıntıyı gören bir siyasi vizyon var mı? Yok.
Havaalanları ya da Kuşadası limanından büyük kentlere dağılan insanlar ne olacak? Bilmiyoruz.
 
Kurtardık demekle olmaz, bizden söylemesi.
 
İç Siyasetin Aynası...
 
Siyaset dünyamızdaki terminoloji son günlerde dibe vururken, ana muhalefet lideri, Van gölüne deniz demiş, vay sen misin bunu diyen, başbakan onu cahillikle itham etmiş, o da durur mu, sen neden yürüyen merdivene ters bindin diye beceriksizlikle nitelemiş, ana muhalefet lideri de; “sen o beygirden düşünce biz bir şey dedik mi?” diyerek hoşgörüyü savunmuş. Şimdi bu söylenenler söz mü, değil mi derken;ülke ve milleti şok eden bir gelişme olmuş, siyasi üslubun yerini insani değerler üzerine inşa etmeye neden olan, bir Türk büyüğü, Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan vefat etmiş ve tüm siyaset önderleri tek yumruk halinde Balgat’ın yolu tutmuşlar.
 
Bu tarihi olay, Erbakan’ın başbakanlığa veda ettiği ünlü 28 Şubat’ın bir gün öncesine rastlamasını bir mucize olarak karşılayan bazı müneccimler ve hamaseti seven kalemler olayı bir hikmet olarak değerlendirmişlerdir. 
 
Necmettin Erbakan, 85 yaşında hayata veda ederken, uzun bir zamandan beri sağlık mücadelesi veren bir fani olduğunu bilmeyen yoktu.
 
Bütün canlılar ölümlü olduğunu göre, Necmettin Erbakan’da ölecekti. Onun kendi ömür ve yaşamı üzerine söylediği; “kalbimizde pil var, nereye kadar giderse,siyasette oraya kadar.” Dediği bilinirken, bir mücahit (!) olarak nasıl bir azim ve karalılık içinde,çalıştığı da biliniyordu.
 
 
Kim ne derse desin; Necmettin Erbakan’ın defin sırasında yaşananlar, siyasi hayatımızdan aynaya yansıyanlardır.
Merhumun ölümünden bir gün önce Balgat’taki evinde ve hastane önündeki trajik olaylar sonrası, İstanbul’daki Vatan caddesinden Fatih camiine giden yolda insan sayısı hesabı yapanlar, gazetelerinde başlık atma ve köşe yazılarında “kim daha hocacı” gibi bir yarışa girerken neyin hesabını yaptılar bilinmez.
 
Madem öyle de;2007 genel seçimlerinde,hocanın, “bunlar batı kulüpçüdür” diye çırpınmasını nazara almayan, Balgat ve Vatan caddesinde timsah gözyaşı dökenler,nedenTürkiye genelinde 2.34, bir başka ifadeyle sadece 820 bin oy vermeyi hocalarına reva gördüler.
 
Yakın tarihimizin renkli simalarından Osman Bölükbaşı, 1954-57seçim sonuçları karşısında; “meydanlarda varsınızda, daneniz yok” demekle haklı iken,Vatan caddesinde yürüyenler iki milyon olsa ne yazar, olmasa ne yazar demek yerindedir.
 
Bunu abartarak malzeme yapan bazı densizler dahada ileri giderek, Necmettin Erbakan’ın merasimine katılanların sayısını Turgut Özal’la, Bülent Ecevit ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun törenlerine katılımla mukayese ederken, olayı daha da ileri götürerek Atatürk’ün ölümü sırasındaki katılımla karşılaştırma gafletine düşmüşlerdir.
 
Bu izansız yalakalar, tarih bilmedikleri gibi rakam da bilmemektedirler. Çünkü;1938’ ve1952 yılında Atatürk’ün Anıtkabir’e defin sırasında Türkiye’nin nüfusu bugünkü İstanbul kadar olduğunu düşünmekten acizlerdi.
 
Necmettin Erbakan’ın defin merasiminde ağlayıp sızlayanlara bir sözümüz yok. Şimdilerde azalmış, yada kaybolmuş olsada, Kars’taki cenaze törenlerinde böylesi özel ağlamacıların olduğunu biliriz.
 
Bilindiği gibi Necmettin Erbakan, son nefesine kadar “milli” ciydi, kurduğu tüm partilerin ön adında bu kelimeye yer verirdi. Ne yazık ki, merasimde milli sembolümüz olan Türk bayrağı yoktu, en hazin olanı da burasıydı.
 
Her ne kadar aile çevresi “Sadelik” ilkesi,ile Türk bayrağının açılmadığı söylese de, törende açılan pankartlar, atılan sloganlar yada tekbirler ile törenin nasıl bir sadelik içinde olduğu görüldü.
 
Necmettin Erbakan, siyasi hayatta renkli kişiliği ile anılacak bir kişi olabilir,ancak; “kadayıfın altı, fasa fiso, kanlı mı olacak, kansız mı” gibi sözleriyle de, abide olacak bir mücahittir. Abide derken Şair Eşref’in Abdülhamit için yazdığı bir dörtlük geldi aklımıza;
Vükela kabrine heykeli dikilsin,
Yazılsın altına, hal-i hayatında yeri münhal idi,
Sanmayın bilinmedi sağlığında kadri,
Zira o sağlığında da böyle bir heykel idi.
 
Necmettin Erbakan,siyasi yaşamında,özel belgede sahtecilikle yargılanmış, tekerlekli sandalye ile sürdürdüğü siyasi mücadelede Numan kurtulmuş gibi genç ve dinamik bir insanı harcayıp, oğlu Fatih’i yönetime getirme sırasında;“veliahtlık ecdadımızın da işiydi” diyebilecek kadar anti demokrat ve bencildi.
 
Şimdi, Necmettin Erbakan’ın ardından ağlayan yaşlı başlı, geçmiş zamanların önemli adamları, hocalarını tanımlarken, mükemmeliyet ölçülerinin başına, illede “çok...” sözcüğünü ilave ederken ne kadar samimi olduklarıyla mizah edebiyatımıza katkı sağlamış oldular.
 
Günümüzde yağcılık öyle bir sektör oldu ki; ne kadar sermaye koyulursa koyulsun, mutlaka karlı çıkılacağı bilinmektedir.
Edebiyat derslerinde bize İranlı diye yutturulan, Kanuni Sultan Süleyman’ın savaş ganimeti olarak Azerbaycan’dan İstanbul’a getirilen sazende ve hanendeler içindeki şair Muhammed Fuzuli’nin, “selam verdim, rüşvet değil diye almadılar.”sözünde olduğu gibi yalakalığın geçerli olduğu bir devirdeyiz.
 
 Bunu söylemişken, yalakalığa tepki koyan,Ziya Paşa’nın yalakalık üstüne söylediği bir dörtlükle bitirelim.
 
Ne mümkün, Devlet-ü Ali Osman-i de, ilim ile irfan terfi-i ile temayüz,
Ya olacak kuvvetli bir iltimas, ya olacak madde-i has,ya da olacak ten ile temas.

 

  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 3089 Defa Okundu
2011-03-04

SON YAZILARI

Okullar Açılmışken Dil Üzerine Öğütler Katar Feraset ve Ahlak Tarihi Süreçte Türk Kadın Hakları Terör ve anayasa değişikliği Dilimiz Türkçe Orta Doğu Cehennemi Milli Takım Hezimeti Daha Ne Kadar Şehit, Ne Kadar Acı… Teokrasi ve Demokrasi

YORUMLAR

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Adem Çalkın’ın Selim Kongresi konuşmasının tamamı
Adem Çalkın’ın Selim Kongresi konuşmasının tamamı VİDEO
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Şoförlere bubi tuzağı gibi yol!
Şoförlere bubi tuzağı gibi yol!

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Bedir ALTUNOK adına resmi yayın organıdır. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır