KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

ERZURUM, KIŞ VE EDEBİYAT

  Yrd. Doç. Dr. ABDULKADİR ERKAL

          abdulkadirerkal@gmail.com
         ERZURUM, KIŞ VE EDEBİYAT

ERZURUM, KIŞ VE EDEBİYAT

Dr. Abdulkadir ERKAL
Erzurum denince insanın aklına ilk gelen şey kıştır. Türkiye’nin çatısı olarak anılan Erzurum, geçirdiği ağır kış şartları nedeniyle zihinlerde hep soğuk memleket olarak yer almıştır. Evliya Çelebi bile Seyahatname’sinde Erzurum’dan bahsederken kış mevsimine ayrı bir vurgu yapmıştır. Erzurum’a Ekim-Kasım aylarında düşmeye başlayan kar Mayıs ayına kadar kalkmaz. Yollarda ve kaldırımlarda yürümek ayrı bir zorluktur. Sarkıtların oluşturduğu tehlike de cabasıdır. Gece eksi 35, 40 dereceye varan soğuk ve ayaz Erzurum’un neden bir kış memleketi olarak anıldığını daha iyi ortaya koymaktadır. Ama şu da var ki Erzurum bu yönleriyle anılmaktan gayet memnundur. Bu Kış memleketine yaraşacak bir Palandöken dağının varlığı bu memnuniyeti kat be kat artırmaktadır. Palandöken’in bütün heybetiyle Erzurum’u sarıp sarmalaması Erzurum’a ve Erzurumluya bir güven sağlamaktadır. Dağların yerleşim yerleri için önemi çok büyüktür. Bir dağın büyüklüğü ve yüceliği bulunduğu yerleşim bölgesi için bir emniyet ve güven kaynağıdır. Bir dağın yüce ve yüksek olması büyüklük ve heybet bakımından insan için ulaşılması en güç istek ve duyguların aşılmasında bir güven duygusu aşılamaktadır. Aşık Sümmanî’nin de dediği gibi:
Bir dağ ben yüceyim dese ne fayda
Ağustos ayında kar olmayınca
Bir dağın Ağustos ayında bile zirvesinde kar bulundurması en olunmazın, en imkânsızın olmasını sağlamasıdır. Bu da insana varmak istediği hedefe giderken önüne çıkan aşılması imkânsız güç ve engellerin nasıl aşılabileceğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir.
2010 yılı kış mevsiminde Erzurum’da yaşayanlar büyük bir şokla karşı karşıya kaldılar. Erzurum’un dillere destan olan kışından eser bile yoktu. Ocak, Şubat ayı gelip geçmesine rağmen doğru dürüst bir kar yağmamış, yağan kar ise yağdığı ile kalmış ertesi gün hemen eriyip gitmişti. Sıcaklık önemli ölçüde artmış, buzdan ve sarkıtlardan eser kalmamıştı. Böyle alışılmadık bir kış şartlarıyla karşı karşıya kalan Erzurum’da şehir efsaneleri de ardından çıkmış ve bunun bir kıyamet alameti olduğu söylentileri ağızdan ağza dolaşmaya başlamıştı. Bunun yanında bunun küresel ısınmanın getirdiği sonuçlardan biri olduğu görüşü de bu efsanenin yanında kendine yer bulmuştu.
Gerçekten de Erzurum’da daha öncesinde böyle bir kış mevsimi geçirmedi mi? İlk kez mi böyle kış şartlarıyla karşı karşıya kaldı? Diye düşünürken üzerinde araştırma yaptığım Erzurum eski müftülerden Ahmed Dursun Natıkî’nin bir gazeli bu sorulara bir yanıt şeklinde dikkatimi çekti.
Asıl adı Ahmed Dursun olan Nâtıkî, Ardahan’ın Dedegül köyünde H.1199-M.1785 yılında doğmuştur. Babasının adı İshak bin Halildir. On beş yaşına kadar köyünde okumuş, sonra Kars’ta tahsiline devam edip Kars müftüsü Hacı Süleyman Efendi’den icazet almıştır. 1817 yılında 33 yaşında iken Erzurum’a gelen Nâtıkî, burada Lala Paşa Camiinde vaaz etmeye başlamış ve Karslı Vaiz Dursun Efendi diye tanınmıştır. Abdulmecid’e sunduğu iki eserinden dolayı kendisine maaş bağlanmış ve Erzurum’a müftü tayin olunmuştur. On bir sene müftülük yaptıktan sonra 1857’de azledilmiştir. Azlinden sonra ölümüne kadar hayatını seyahatle geçiren Natıkî, tekrar Erzurum’a dönmüş ve 1863 tarihinde de vefat etmiştir. Erzurum’da Karskapı mezarlığında medfundur.
Natıkî’nin ölümünden sonra yapılan mezar taşını Ruslar son istilada götürmüştür. Hatta halkın naklettiğine bakılırsa taşlar götürülürken Koca Müftü’nün kavuğu çok büyük olduğundan kırılmış ve parçalanmıştır. Ahmed Dursun Nâtıkî, Divan Edebiyatının unutulmuş şairlerinden biridir. O, şairliğinin yanında ilmi yönü ile de dikkat çekmiştir. Medrese eğitimi gören şair, daha beş yaşında iken Kur’an’ı hatm etmiş, Kars ve Erzurum medreselerinde de ders görmüş ve icazetler almıştır. Mantık alanında kendini yetiştiren Nâtıkî, bu alanda önemli eserleri Türkçe’ye çevirmiş ve birçoğunu da şerh etmiştir. Bu şerhleri yıllarca Erzurum medreselerinde okutulmuştur.
Ahmed Dursun Nâtıkî’nin gazeli şöyledir:
Çünki oldı sâl-ı mart penç ceyl-i itmâm ile
Zemherîri oldı ol dem güz gibi in’âm ile
 
Çünki teşbî’ eyledüñ ol demde hüccâc hemân
San bahâr olmuş efendüm berf yok eyyâm ile
 
İki gün sahrâda gitdük berf yok bârân yok
Otluyor hayvân-ı agnâm hem dahi in’âm ile
 
Erzenü’r-rûm içre böyle olmadı tahfîf-i kış
Sanki es’ad sa’d idüb devrinde ol bayrâm ile
 
Nâtıkâ otlar müşâbih kâkül-i mahbûba kim
Âşıkân ol demde oldı dil-perişân şâm ile
 
Gazelin günümüz Türkçesine aktarılışı şöyledir:
“Mart ayının beşinde yengeç burcunun bitmesiyle kış mevsimi büyük bir nimetle güz gibi oldu. Hacılar bu zamanda hemen karnını doyurdun. Efendim bu günlerde etrafta hiç kar yoktur, sanki bahar olmuş. İki gün ovalarda dolaştık ne kar var ne de yağmur. Hayvanlar ve koyunlar büyük bir nimetle otlamaktalar. Erzurum içinde hiç böyle hafif bir kış olmadı. Sanki uğur, mutluluk bir uğur mutluluk bahşetti, bayram oldu. Ey Natık, otlar sevgilinin kâkülüne benzemektedir. Aşıkların gönlü akşamla parçalandı.”
Natıkî, bu gazelinde hiç alışık olmadığı bir tabiat olayını büyük bir şaşkınlıkla ifade etmektedir. Natıkî’nin hayret ettiği bu olay Erzurum’da geçen (aynen günümüzdeki gibi) hafif kış mevsimidir. Mart ayında her tarafın karla kaplı olması gerekirken, etraf yeşillenmiş, hayvanlar da otlamaya çıkmıştır. Natıkî’nin gözünde bu normal karşılanacak bir olay değildir. Şair bu durumu büyük bir mutluluk ve uğur olarak görmektedir.
Natıkî’nin bu gazeli de bize gösteriyor ki Erzurum’da daha önceden de böyle hafif kış mevsimleri geçmektedir. Yani günümüzdeki kış mevsiminin benzeri 150 sene önce de yaşanmıştır. Bu doğa olayının kıyamet alametiyle hiçbir alakası yoktur.
Biz de yüzyılda bir gerçekleşen bu doğa olayını hayret ve şaşkınlıkla değil aynen Nâtıkî gibi bir mutlulukla, sevinçle karşılamalıyız.
 
Dr. Abdulkadir ERKAL
1972 yılında Erzurum’un Narman ilçesinde doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Narman’da tamamladı. 1990 yılında girdiği Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü 1994 yılında bitirdi. 1995 yılı sonuna kadar Milli Eğitim Bakanlığı kadrosunda Mardin, Nusaybin Endüstri Meslek Lisesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı. 1995 Aralık ayında Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstütüsü’ne Türk Dili Uzmanı olarak atandı. Aynı Üniversitede 1996 yılında başladığı Yüksek Lisansı’nı “Lâmî’i Çelebi: Ferhadname, Metin-İnceleme-” tezi ile 1998’de, Doktorasını ’17. Yüzyıl Divan Şiiri Poetikası” tezi ile 2009’da bitirdi. Halen Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünde görev yapmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.
“Divan Şiiri Poetikası (17. Yüzyıl” adlı çalışması Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2009 yılı en iyi araştırma ödülüne layık görülmüştür.
  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 5412 Defa Okundu
2010-05-05

SON YAZILARI

Böyledir Bizim Aşkımız-2 Ekmeğin hamurunda sevgi vardır Bu işte bir garabet yok mu? ERZURUM’UN MANEVİ MİMARLARINDAN HÂCE MUHAMMED LUTFÎ (ALVARLI EFE) Böyledir bizim aşkımız! Osmanlının Rüyası: Rüyada Terakki MUHABBET, GÜL ÜSTÜNE!.. Söz, muhabbet üstüne!.. 1919 yılında cep telefonu kullanmak!.. Âşık Sümmani’den Sümmani Baba’ya

YORUMLAR



nurcan 2010-05-05
ERZURUM, KIŞ VE EDEBİYAT

kalemine sağlık çok güzel

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Kafkas Üniversitesinden Çanakkale Şehitlerimize Z
Kafkas Üniversitesinden Çanakkale Şehitlerimize Ziyaret
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Ergenekon Bayramı Milli Kültürüne Sahip Çık
Ergenekon Bayramı Milli Kültürüne Sahip Çık

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Tan Ofset San.Tic.'nin Kurulusudur. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır