KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber  kars haberleri kars ajans

ŞAİR VE OTORİTE

  Yrd. Doç. Dr. ABDULKADİR ERKAL

          abdulkadirerkal@gmail.com
         ŞAİR VE OTORİTE

ŞAİR VE OTORİTE

Bilim adamı ve sanatçılar toplumda egemen sosyal ilişkiler ve belli bir kültür çerçevesinde sanatlarını ifade ederler. Osmanlı toplumu gibi statü ve mertebelerin mutlak egemen bir hükümdar tarafından belirlendiği bir toplumda bu gerçek daha belirgindir. Patrimonyal bir devlette yüksek kültür yalnız yüksek saray kültürü olarak var olmuştur. Hükümdar ve ekabir sarayları toplumda şeref ve itibarın, servet ve becerinin tek sığınağı idi. Osmanlıda en yüksek mimar, sarayın baş mimarbışısı, en iyi kuyumcu, sarayın kuyumcubaşısı, en gözde şair padişahın ilgi ve lutfuna layık görülen sultanu’ş-şuarası idi. Bilgi ve sanatın koruyucusu olan hükümdarların, hakem sıfatını hakkıyla yerine getirebilmesi için kendinin de ilim ve sanattan iyi anlaması gerekirdi. Osmanlı sultanları belli zamanlarda topladıkları ulema ve şuara meclislerinde hakem rolünü oynamak yeteneğini, şehzadelik döneminde seçkin hocalardan aldıkları yüksek kültüre borçlu idiler. Örneğin, divan sahibi şair hükümdarlar olmasa idi Türk edebiyatının büyük dehaları belki de ortaya çıkmazdı. O dönemde ortaya çıkan şaheserlerin çoğu önemli ölçüde seçkin sınıfın iltifatı, yüksek kültür ve duygu inceliği, sanatkârı korumaktaki ilgi ve heyecan ile açıklanabilir. Belli bir sanat zevki ve anlayışına sahip patronun (hükümdar, vezir, paşa vs) himayesi altında sanatkâr, ona göre eser vermeye özenirdi. Bir eserin makbul ve muteber olması her şeyden evvel sultanın iltifatına bağlı idi. Sultanu’ş-şuara (şairler sultanı) seçilmek, in’am almak için şairin ilkin şuara meclislerine çağrılması, sultana bir kaside sunması, takdir edilip bağışa layık görülmesi gerekli idi. Hükümdarın özel ilgisine erişenler, onun ‘terbiyeti’ sayesinde iyi mevkiler elde ederlerdi.
Osmanlı edebiyatında şairin himaye, inayet anlayışı, özel bir düzenleme ve kalıp içinde patrona (hükümdar, vezir vs) sunduğu övgü, Kaside türü içinde ifadesinin bulur. İlk başta kasideler dünyada Allah rızasını, peygamberin, velilerin şefaatini kazanmak için yazılırdı. Daha sonraları -özellikle Osmanlılarda- kasideler devlet büyükleri için yazılmaya başlandı. Şair, kasidesinde sunduğu devlet büyüğünü en güzel şekilde över ve bu eserini övdüğü kişiye sunar. Bu kişi tarafından beğenildiği zaman şaire önemli miktarda hediyeler sunulur ya da memurluklar verilirdi. Devlet büyüklerinin şairlere gösterdiği bu cömertlik ve himaye karşısında şairler de bu nimetten en iyi şekilde yararlanabilmek için adeta birbirleriyle yarışırlardı. Divan şiirinde kasidecilik geleneği şairler için vazgeçilmez bir geçim kaynağı olmuştur. Şairler bu tür şiirlerinde şairlik yeteneklerinin, hayal güçlerini zorlayarak en mükemmeli yakalamaya çalışmışlar, daha sonra da kendi şairliklerini överek eseri sunduğu kişilerin gözüne girmeye çalışmışlardır. Divan edebiyatında hemen kaside yazmayan şair yok gibidir.
Divan şairlerinin devlet otoritesine olan bu tutumları ve onlara yazdıkları şiirler bazı edebiyat tarihçileri tarafından eleştiriye uğramıştır. Bu eleştirilerin başında bu tür kasidelerde oluşturulan mübalağa sanatı dolayısıyladır. Şairlerin memduhlarını (övdükleri kişileri) yüceltmek için akla hayale sığmayacak benzetmelere yönelmeleri, bu eleştirilerin odağını oluşturmaktadır. Bu tür kasideleri ve şiirleri eleştirenlerin başında gelen Ali Kemal, bu tutumu bir samimiyetsizlik olarak görür. Ali Kemal’e göre şairler bu övdükleri kişileri gereğinden çok göklere çıkardıkları, olmayacak benzetmelerde bulundukları için samimiyetten uzaklaşmışlardır. Şairlerin kasidelerindeki mübâlâğaları, şairlerin içlerinden gelerek yazmadıkları ve düşüncelerinde samimi olmadıkları için bu tür eserler anlam bakımından oldukça soğuk kalmışlardır. Çünkü şairler bu eserlerini bir menfaat ummak, devlet büyüklerinden bir şeyler elde etmek için kaleme almaktadırlar. Ali Kemal’in bu görüşüne bir örnek olarak Mustafa Sami’nin Baltacı Mehmed Paşa’ya yazdığı bir kasideyi gösterebiliriz. Zira, Mustafa Sami, bu paşaya;
                        Hengâm-ı deyr irişdi yine bâd-ı subh-dem
                        Oldı çemen tırâz-ı nev-âyin-i köhne-dem
Matla’ı ile başlayan ‘bahariyye’ nesibli kaside yazmaya başlamış, fakat bu sırada Baltacı Mehmed Paşa’nın görevden azlolunmasıyla şair de kasidesini yarım bırakmıştır. Toplam 16 beyit olan şiirin başında ise ‘Bu kaside tesvid olunurken Baltacı Mehmed Paşa azlolunmakla küsuru yapılmayıp nâtamam kalmıştır’ şeklinde bir de not düşülmüştür. (bk.: Mustafa Sâmi, Divân-ı Sâmi, Bulak Matbaası, İstanbul 1253, s.102)
 Oysaki aynı şairlerin yine kaside nazım şekliyle yazmış oldukları na’t, tevhid ve münacatlarında sanat ve estetik yönünden oldukça doruğa çıkmışlardır. Çünkü bu tür şiirlerde maddi bir beklenti olmadığı için şairler gerçek duygu, his ve düşüncelerini ifade etmişlerdir.
Bu bilgi ve düşünceler etrafında hemen şu soru akla gelecektir. Acaba bu geleneğin dışına çıkıp da aksi yönde şiir yazan ya da bu tarz mehdiye yazan şair yok mudur? Elbette ki vardır. Divan şiiri tarihinde bunun da örneklerine oldukça fazla rastlamak mümkündür. Meselâ 17. Yüzyıl şairlerinden Fehîm’in Divanı’nda yer verdiği 17 adet kasideye göz attığımız zaman şair, kaside geleneği kanunları dışına çıkarak hiçbir kasidesini bir şahsa hitaben yazmamış olduğunu görmekteyiz. Fehîm, kasidelerinin nesib, hatta dua bölümlerinde bile kendi duygularını ve şahsî hayatıyla ilgili bilgileri tamamen bir doğallık içerisinde vermiştir. Yine bu yüzyıl şairlerinden Nef’î, Gürcü Mehmed Paşa, Kemankeş Mustafa Paşa, Bayram Paşa’ya yazdığı hicivler dolayısıyla öldürülmüştür.
Otariteye karşı bir isyanın örneğini 16. Yüzyıl şairlerinden Figânî’de görürüz. Mohaç zaferinin kazanılması ile birlikte Makbul İbrahim Paşa Budin’di bulunan üç heykeli (Herkül, Apollon, Diyana) İstanbul’a naklettirerek Atmeydanı’nda bulunan sarayın karşısındaki sütunlar üzerine diktirir. Paşanın bu hareketi halk tarafından garip karşılanır. Onun hakkında ileri geri sözler söylenmeye başlar. Halk arasında Figânî’ye ait olduğu söylenen bir beyit dilden dile dolaşmaya başlar. Bu beyit şöyledir:
Bir Halil evvel gelip etmiş iken çok put şikest
Sen Halilim şimdi geldin halkı kıldın putperest
(Evvelce bir Halil “Hz İbrahim” geldi putları kırdı, şimdi sen Halil geldin halkı putperest yaptın)
Bu beyit paşanın kulağına gider. Birkaç gün sonra Figânî evinden alınarak kırbaçlanır, sonra da eşeğe bindirilerek gezdirilir ve teşhir edilir. Daha sonra ise asılarak öldürülür.
Otoriteye ve iktidara karşı şairlerin tutumu elbette ki halka örnek teşkil etmesi bakımından oldukça önemlidir. Şairler bir bakıma toplumun birer aynasıdırlar. Özellikle Osmanlı toplumunda şairler, toplumun mihmandarı, yol göstericisi olduğu için onların otoriteye karşı tutumu daha da önem arzetmektedir. Bu konu ile ilgili olarak Aşık Sümmânî’den bir örnek vererek konuyu bağlayalım:
Sümmânî, Kırım sokaklarında gezerken casus şüphesi ile rus askerleri tarafından alıkonulur. Rusça bilen Sümmânî elindeki pasaport özelliği bulunan icâzetnâmesini gösterip durumunu anlatsa da askerler onu alarak karakola götürür. Yer altından uzun bir tünel gibi karanlık yerden geçirilerek bir odaya getirilir. Oldukça büyük odada üstündeki üniformadan üst rütbeli olduğu anlaşılan bir kişi vardır. Askerler Sümmânî’yi bu kişinin karşısına çıkarırlar. Komutan, Sümmânî’yi iyice süzdükten sonra kim olduğunu ve nereden geldiğini sorar.
Sümmânî, bir âşık olduğunu ve Erzurum’dan geldiğini söyleyince Rus Komutan:
-Demek âşıksın, iyi o zaman, sana bir soru soracağım. Eğer bilirsen sana icâzetnâmeni veririm ve Kırım’da rahat rahat dolaşırsın. Eğer bilemezsen seni şu arkamda gördüğün kılıçla boynunu vururum.
Sümmânî, çaresiz razı olur. Komutanın odasında ülkelerin devlet büyüklerinin resimleri asılıdır. O resimleri göstererek:
-Bu kişileri tanıyor musun? Diye sorunca, Sümmânî tanımadığını söyler. Komutan tek tek resimdeki kişilerin kim olduklarını söyler. Resimlerin arasında bulunan ve diğerlerine göre daha sefil, meczup şekilde resmedilmiş resme gelince:
-Bu baldırı çıplak da sizin padişahınız Abdülhamid, der. Bütün resimleri tek tek tanıttıktan sonra Sümmânî’ye dönerek:
-Şimdi söyle bakalım bunların hangisi daha yahşi (güzel)? Diye sorunca Sümmânî şu haneyi söyler:
                        Hevâ imiş dünyanın zevki ziyneti
                        Asla yoktur bu dünyanın rahatı
                        Bunca saltanatta olan devleti
                        Yine bir baldırı çıplak doyurur
                                                          
Deyince, Komutan:
-Tamam, iyi dedin, ağer korkudan bizim çarı deseydin boynunu vuracaktım. Ama sen bu duruma rağmen yine sizin padişahı üstün gördün. Ben de sana bir icâzetnâme yazıyorum bununla istediğin gibi burada dolaşırsın.
Komutan icâzetnameyi Sümmânî’ye vererek onu uğurlar.
Sümmânî, canından vazgeçme pahasına kendi bildiği doğruyu söylemekten asla taviz vermemiştir. Canını kurtarmak amacıyla komutana şirin gözükmek ya da onun hoşlanacağı tarzda cevap verme yoluna hiç girmemiştir. Gerçek şair duruşu da budur.
  • Yahoo'da Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
  • Paylaş
Bu Yazı 9441 Defa Okundu
2010-05-31

SON YAZILARI

Böyledir Bizim Aşkımız-2 Ekmeğin hamurunda sevgi vardır Bu işte bir garabet yok mu? ERZURUM’UN MANEVİ MİMARLARINDAN HÂCE MUHAMMED LUTFÎ (ALVARLI EFE) Böyledir bizim aşkımız! Osmanlının Rüyası: Rüyada Terakki MUHABBET, GÜL ÜSTÜNE!.. Söz, muhabbet üstüne!.. 1919 yılında cep telefonu kullanmak!.. Âşık Sümmani’den Sümmani Baba’ya

YORUMLAR



Edebiyatçının Biri 2010-06-10
Zora talip olmak

Çıktığın bu yeni ve zorlu yolda başarlar dilerim...

muratemirdogan 2010-06-08
tebrikler

eline diline sağlık çok güzel olmuş

dilek ercil yüksel 2010-06-08
eline sağlık

başarılarının devamını dilerim. bizim daha çok sümmanilere ihtiyacımız var.

bilal taşçı 2010-06-08
Sümmani

Güzel yazılarının devamını bekliyoruz. Başarılar...........

hüseyin tartıcı 2010-06-07
teşekkür

başarılarının devamını dilerim.

Abone Girişi

Yeni Abonelik        Şifre Unuttum ?




















VİDEO HABERLER
Adem Çalkın’ın Selim Kongresi konuşmasının tamamı
Adem Çalkın’ın Selim Kongresi konuşmasının tamamı VİDEO
Anketler
ÇOK OKUNANLAR
Şoförlere bubi tuzağı gibi yol!
Şoförlere bubi tuzağı gibi yol!

Referandum Sonuçları, Kars Referandum Sonuçları, 2010 Referandum Sonuçları, Referandum Oy Sonuçları, Türkiye Referandum Sonuçları, izmir haber, canlı referandum sonuçları

RSS © 2010 KHA | Kafkas Haber Ajansı | Kars Haberleri | Kars Haber kars haberleri kars ajans
KHA Tan Ofset San.Tic.'nin Kurulusudur. Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır