Yavuz Uzgur, İstanbul’da Fütüvveti Konuştu

Yavuz Uzgur, İstanbul’da Fütüvveti Konuştu

Kars Harakâni Vakfı Başkanı Yavuz Uzgu, “Hz. Peygamber ve Fütüvvet” 14. Dost İslâm’a Hizmet Ödülleri Takdim Töreni”nde “Hz. Peygamber ve Fütüvvet” konulu bir konuşma yaptı.

Yavuz Uzgur, İstanbul’da Fütüvveti Konuştu


Yavuz Uzgur, İstanbul’da Fütüvveti Konuştu

KAFKAS HABER AJANSI

Kars Harakâni Vakfı Başkanı Yavuz Uzgu, “Hz. Peygamber ve Fütüvvet” 14. Dost İslâm’a Hizmet Ödülleri Takdim Töreni”nde  “Hz. Peygamber ve Fütüvvet” konulu bir konuşma yaptı.

“HZ. PEYGAMBER VE FÜTÜVVET” 14. DOST İSLÂM’A HİZMET ÖDÜLLERİ TAKDİM TÖRENİ

 “Hz. Peygamber ve Fütüvvet” başlıklı 14. DOST İslâm’a Hizmet Ödülleri takdim töreni 3 Aralık günü İstanbul’da gerçekleştirildi.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’in (s.a.s.) doğumunun yıldönümünü ve herkesi tevhid bayrağı altında toplayan sevgisini idrak etmek gayesiyle her yıl verilmekte olan “DOST” İslâm’a Hizmet Ödülleri” Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen törenle sahiplerini buldu.

“Hz. Peygamber ve Fütüvvet” başlığı ile düzenlenen gecede takdim edilen 14. “DOST” İslâm’a Hizmet Ödülleri, Türkiye’den Prof Dr. Fuat Sezgin’e ve yurtdışından Emir Abdülkadir Cezayiri’ye verildi.

Ödül töreninde açılış konuşmalarının ardından Harakâni Vakfı başkanı Yavuz Uzgur da “Hz. Peygamber ve Fütüvvet” başlıklı bir konuşma yaptı.

Uzgur, “İstanbul’umuzun manevi Sultanı Eyüp Sultan Hazretlerinin ve cümle fütüvvet sahiplerinin ve cümle şehitlerimizin önünde sevi, saygı ve muhabbetle eğiliyorum.” diyerek sözlerine başladı.

ALLAH’A HAMD OLSUN

“Fütüvvet sultanını konuşmak üzere, onun bir hakikat kelamını öğrenmek üzere uzak yerlerden ve yakından buraya toplandık. Masum nebinin masum evlatları hepinizi gönülden sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.Allah’a emanet olun” diyen Harakâni Vakfı başkanı Yavuz Uzgur, “Bu ne güzel bir toplantı, bu ne güzel bir cemiyet. Konusu tek bir kelime; Fütüvvet. Fütüvvet kelimesi; telaffuzu kolay, kulağa hoş geliyor ve gönül bu kelimeyi seviyor. Çünkü Allah bu kelimeyi sevmiş sevdiği içinde dostlarını bu kelime ile sıfatlandırmış. Allah’a hamd olsun” dedi.

FÜTÜVVET SAHİBİ BAŞKALARININ SIKINTILARINI ÜSTLENİR

Fütüvvetin gençlik, yiğitlik, cömertlik ve mertlik anlamlarına geldiğini belirten Uzgur, zamanla gelişmiş anlamlar kazanmış bur tasavvuf terimi olarak insanların başkalarının hak ve hürriyetlerini kendilerinin hak ve hürriyetlerinden öncelemek, yardım etmek ve başkalarının sıkıntılarını üstlenmek gibi anlamlara da geldiğini ifade etti.

Uzgur daha sonra, “Şehit Ebu-l Hasan Harakani Hazretlerinin fütüvvetinden feyiz almış, onun sohbetini dinlemiş El Buruni fütüvveti şöyle tarif ediyor; mürüvvet adamlık , cömertlik, güzel ahlak kişinin kendisi, eşi dostu ve durumuyla alakalıdır. Mürüvvet sahibi kendisinden ve kazancından sorumludur. Ama fütüvvet sahibi başkalarının sıkıntılarını üstlenerek başkalarının dertleriyle dertlenerek onları rahat ettirmek için Allah’ın kendisine vermiş olduğu nimetleri kendisine helal başkalarına haram olduğunu düşünmeden onların sıkıntılarını üstlenirse kendi aklı, gönlü, ilmi, irfanı, anlayışı ve kabiliyeti ve Allah’a olan muhabbetiyle şanlı bir delikanlı ve fütüvvet sahibi olmuş olur.’ Dikkat edin şanlı bir delikanlı diyor. Burada El Buruni bize Feta’yı tarif ediyor. Kur’an da geçen Feta kelimesini. Fütüvvet de bu Feta kelimesinden türemiştir. Arapça’da Fütüvvet, Farsça’da Civanmert, Türkçe’de de yiğit olarak kullanılmaktadır.” diye konuştu.

İNSAN VARLIĞIN HÜLASASIDIR

Uzgur, Feta’yı biraz daha açarak, “Allah için cihat eden, fetihler açan, inançları koruyup yaşayanlara, zulme ve haksızlığa karşı duranlara, nefsiyle mücadele ederek nefsini terbiye edenlere, ilim yolunda çalışanlara, hak için cihad edenlere, iyilik yapıp ve iyilikleri daima artıran yücelten kimseler (bunları daha da çoğaltabiliriz) Cenab-ı Hak bunlara Kur’an-ı Kerim’de Feta diyor.Bu özellikteki kullarını çok seviyor. Peygamberlere, evliyalara, ilim ehline Kur’an-ı Kerim’de Feta diyor. Haz. Peygamber Efendimiz (SAV) hadislerini  ve Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine mana ehlinin atfetmiş olduğu vasıflandırmalara baktığımız zaman Feta’nın anlamı ortaya çıkmış oluyor. Özellikle mana ehli diyorum çünkü Hz. Mevlana efendimizin kullanmış olduğu bir sözdür. Nedir Feta, Kimdir Feta, Ne anlama geliyor? İdeal insan demek. Allah’ın, Resulünün (SAV) ve Kur’an’ın istemiş olduğu bir insan, model bir insan ortaya çıkmış oluyor. İnsan deyip geçmeyelim. İnsan varlığın hülasasıdır. Tecellinin kemal derecesinde zuhur yeridir. İnsanın gönlü varlığın merkezidir. Her bir iş bu merkezden cereyan eder. İyiliklerde, kötülüklerde insanın gönlünden çıkıp gelir, dağılır.” ifadelerine yer verdi.

BİR KİŞİNİN GÖNLÜNÜ KAZAN VE O GÜNLE GİR Kİ…

İnsanlık haysiyet ve şerefini elde etmek ve kazanmak ve insani kamil olmanın da gönülden geçtiğini vurgulayan Uzgur, “İnsanın gönlü azizdir ve mukaddestir. Harakani Hazretlerinin has talebelerinden Abdullah Ensari şöyle diyor; suyun üzerinde gidersen çer çöp olursun havada uçarsan bir sinek olursun gönül kazan ki insan olasın. Bir kişinin gönlünü kazan ve o günle gir ki, o gönlün kutsiyetine var ki sen insan olasın diyor. Harakani Hazretlerinin bu konuda müthiş sözleri vardır. Hz. Mevlana, Şemsi Tebrizi, Yunus Emre, Abdulkadir Geylani gibi büyük zatlar hep onun fütüvvetinden bahsetmişlerdir. Harakani Hazretleri fütüvvet üzerine şöyle diyor; Eğer insana hizmet etmek istiyorsan, insanı sevmek ve insana aşık olmak istiyorsan bütün ihtilaflardan kurtulman lazım. Hatta din ihtilafından dahi kurtulman lazım. sırf tevhidizate ulaşman lazım ki ayriyette ve gayriyette kalmadan insana hizmet edesin ve şanı şerefe ulaşasın diyor.” şeklinde konuştu.

ALLAH’TAN KULA GELEN YOL İSE HİDAYET ÜSTÜNE HİDAYETTİR

Yeryüzüne bir çok kavimlerin ve insan topluluklarının gelip geçtiklerini ve medeniyetler kurduklarını, varlığın merkezini teşkil ettiklerini, söz sahibi olduklarını fakat bugün olmadıklarını ifade eden Uzgur, “H int medeniyeti, Çin medeniyeti gibi. Neden? Çünkü insanlık şeref ve haysiyetlerini ayaklar altına aldıkları için, insana değer vermedikleri için, ayrım yaptıkları için hepsi yıkıldı gittiler. Varlığın merkezinde değiller. Varlığın merkezinde olmak için insanın gönlüne saygı duymak gerekiyor. Sahabeyi kirama tabiine iç devir sufilerine, sonra gelen sufilere, alimlere, takva ehline baktığımızda hepsi kendi mana denizinden almış oldukları feyiz ilim ve muhabbete göre Fetayı ve Fütüvveti tarif etmişlerdir. Bir gün Fetalarıyla, civanmertleriyle oturup sohbet eden Ebu-l Hasan Harakani Hazretlerine sordular ki ‘Ya seyidi Feta kimdir, civanmert kimdir, fütüvvet nedir?’ Buyurdular ki Cennete giden resul (SAV) orada çok sayıda insanı görünce dedi ki ‘ya ilahi bunlar buraya ne ile geldiler’ Cevaben O’na denildi ki rahmet sayesinde geldiler’ Kim Allah’ın rahmetine mazhar olursa Cennete girmeyi hak kazanır. Civanmertler ve Fetalar Allah’a dahil olduklarından Allah onları öyle bir yola iletti ki o yalda halk yoktur, Fütüvvet Cennete giden yol değildir Allah’a giden yoldur. Sonra bunu biraz daha açarak ‘Allah’ın zatına zati tevhide giden bir yoldur. Yol ikidir birisi kuldan Allah’a giden yol birisi Allah’tan kula gelen yol. Kuldan Allah’a giden yol dalalet üstüne dalalettir. Kuldan Allah’a ne gidecek. Allah’tan kula gelen yol ise hidayet üstüne hidayettir’ buyurdu. İşte insanın gönlüne, insanın ruhuna Allah’tan bir kapı açılıyor, bir yol açılıyor. Buna gizli yol diyorlar. Sen kalbinle irtibat kurarak rabbinle konuşuyorsun. Ve Hz. Allah’tan ilim alıyorsun. Fetanın sultanı, peygamberler, Hz. Ali efendimiz, sahabei kiram ve tabinin ve kıyamet saatine kadar nisbeti alileri devam edecek gönül ehilleri, dostları, pirlerimiz, sultanlarımız hep bu yolda yürüyerek Allah’a vasıl oldular ve Allah’tan fütüvvet ilmini aldılar.” dedi.

İSMİ DOĞRULUK DEFTERİNE KAYDOLAN YAZILAN…

Kurumsallaşan fütüvvet geleneği için risale yazan Muhammedi Sülemi Hazretlerine de değinen Uzgur, “O, şöyle tarif ediyor kitabında; Allah’a hamd olsun ki fütüvvet yolunu açık bir yol kıldı. Her türlü kötülüklerden, kusurlardan temizleyerek mertebelerin en yücesine ulaştırdı. Gönderilmiş peygamberleri ve kendisine yaklaşmış tüm seçkin kullar bu yolda yürüdüler ve Allah’a vasıl oldular ve bu yolu Allah o kullarına sevdirdi. İsmi doğruluk defterine kaydolan yazılan ve kendisine hak yolu aşılan herkes onun gereklerini yerine getirerek onun mertebelerinde oturmaya devam ettiler.”

Uzgur, Haz Mevlana’dan da “Mana ehli ile otur kalk, düş kalk ki feta olasın. Hem ata ve ihsana ulaşasın hem de feta olasın.” sözünü aktardı.

BİR GÖNLE ULAŞTIRIRSAN EĞER O ZAMAN FETA OLURSUN

Haz Mevlana’nın, Nakşibendi efendimizin, pirlerimizin sözlerinin fütüvveti bize anlattığını kaydeden Uzgur, “Ama bu söz (M ana ehli ile otur kalk, düş kalk ki feta olasın) bir şifredir anahtardır. Sende bu ihsanı ve bu ilmi, bu iyiliği, bu güzellikleri Alla’htan gelen bu mukaddes feyzi ilahiyi, bereketi bir gönle ulaştırırsan eğer o zaman feta olursun.” dedi.

FETA, ALLAH’IN İLMİNİ GÖNLÜNDE TAŞIYAN KİŞİDİR

Uzgur, Muhittin Arabi Hazretlerinden de “Ben Beytullahın kenarında oturuyordum genç bir delikanlı gördüm. İsmi de Feta idi. Bu genç adam hem konuşan hem de konuşmayan susandı. Hem ölü hem canlı idi. Mekan ve zamanın ötesinden bakıyordu, konuşuyordu. İlmi bu gençten aldım.” dediği sözlerini aktararak, “Allah’ın ilmini gönlünde taşıyan kişidir Feta. İyilik yapmak, yemek yedirmek, elbise giydirmek, sıkıntılarını gidermek çok güzel ama Allah’tan ilim alıp da bir önle ulaştırmak seni feta sıfatına ulaştırıyor.” şeklinde konuştu.

RESULLULLAH EFENDİMİZ (SAV) İSE ALLAH’IN ZATİ TEVHİDİNE KULLARI DAVET ETTİ

Harakani Vakfı Başkanı Yavuz Uzgur konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Değerli dostlarım yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de yüce Allah, Hızır aleyhisselamla görüşmeye giden Hz. Musa’nın yanındaki arkadaşına Feta diyor Hz. Yusuf’a Feta diyor. Ashab-ı Keyf’e Feta diyor bunları çoğaltabiliriz. Ama Hz. Muhammed (SAV) Efendimize ‘Kul’ diyor. Bütün nehirler bütün faziletler, fetalar, fütüvvetler hepsi akar gelir Peygamber Efendimizin (SAV) kulluk sıfatı içerisinde mahmiyete ulaşır. Neden beni İsrail’in peygamberlerine Feta dedi de Peygamber Efendimize ‘Kul’ olarak hitap etti Cenab-ı Allah. Beni İsrail’in peygamberleri ümmetlerini tevhidi esmaya ve tevhidi sıfata davet ettiler. Resullullah Efendimiz (SAV) ise Allah’ın zati tevhidine kulları davet etti. Tevhidi zata davet etti.”

O DERYADAN BİR DAMLA YERYÜZÜNE ÇIKMIŞ OLSA YERYÜZÜ O DERYADA BOĞULMUŞ OLUR

Uzgur, Harakani Hazretlerinden şu sözlerine aktararak konuşmasına devam etti:

“Fetalarıyla, civanmertleriyle oturmuş sohbet ederken fütüvvethanede. Bir adam geldi içeriye girdi ‘Ya seyidi bir sorum var bir şeyi çok düşünüyorum, beni bu düşünceden kurtar’ dedi. Hazret de ‘Nedir sor bakayım’ dedi. Buyurdu ki ‘Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de ‘Kuluna vahyettiğini vahyetti’ bu ayetin anlamı nedir? Allah kulu Muhammede (SAV) neyi vahyetti, neyi anlattı. Ne söyledi?’ dedi. Harakani Hazretleri efendimiz buyurdular ki ‘Allah’ın(CC) Muhammed’e (SAV) ne söylediğini anlatabilmem için kalbi olmayan birisi lazım veya o anda anlattığımda kalbinden ve dilinden olup yere yığılması gerekir’ dedi. ‘Şu kadarını söyleyeyim; Allah (CC) buyurdu ki Ya Muhammed (SAV) En büyük ben olduğum için sana beni tanı dedim. Halkı bana davet et dedim. Bizim anlayacağımız senin anlayacağın mana budur’ dedi. Yine Harakani  hazretleri buyuruyor; Alimler diyorlar ki bizler peygamberlerin varisleriyiz. Ama verasette biz peygambere daha yakınız.’ buyurdular. Neden? ‘Resululluh (SAV) Fatu seçmişti bizde Fatu seçtik’ buyuruyor. O cömertti, güzel ir ahlakı vardı, hainlik bilmezdi, basiretliydi, halkın rehberiydi, tamahkar değildi, hayrı ve şerri Allah’tan görüyordu , tabiatında kandırma yoktu, vakti esir değildi, halkın korktuğu şeyden korkmaz, halkın güvendiği şeye de güvenmezdi. Resulullah (SAV) ucu bucağı olmayan bir deryadır. O deryadan bir damla yeryüzüne çıkmış olsa yeryüzü o deryada boğulmuş olur’ dedi.”

HARAKANİ: BİR GÖNLE MUHABBET,SEVGİ VE HUZUR ULAŞTIRMAK İÇİN ÇIRPINIYORUM

Uzgur daha sonra şunları söyledi:

“Hudeybiye’yi bilirsiniz. Hudeybiye’de bir antlaşma oldu. Sahabeyi kiram içerisinde bir infial oldu. Çünkü Müslümanlar için ağır şartlar oluşturuyordu.Resulullah Efendimiz (SAV) bu antlaşmayı imzaladı. Efendimiz (SAV) Mekke’yi zahiren fethetmeden önce Mekkelilerin gönüllerini fethetti. Asıl fetih gönülleri fethetmektir. Harakani Hazretleri yine şöyle buyurdular;Herkes sabah kalkar alim ilmini,zahir zühtünü, tacir ticaretini artırmak ister. Ama Ebu-l Hasan’da uyandığı zaman bir şey yapmak istiyor nedir o? Bir gönle muhabbet,sevgi ve huzur ulaştırmak için çırpınıyorum’ diyor.”

ARTIK DÜNYADA 40 GÜN MİSAFİRSİN

Uzgur daha sonra yaşamış olduğu birkaç anısını şöyle paylaştı:

“Bir gün bir misafir geldi Kars’a, bizim evimize misafir oldu. Abdulkerim Gümüş Ahlat Merkez Camii İmamıydı. Gece uzun sohbetler oldu babamla. Peygamber Efendimizden (SAV) bahsettiler. Bu arada ağlıyorlar bende çocuğum yanlarında oturuyorum. Abdulkerim Hoca yaşamış olduğu bir hatırayı anlattı. Dedi ki ‘Ben Güneydoğu’da bir fütüvvethaneye gittim. Şeyh efendinin huzurunda otururken birisi geldi içeriye eğildi kulağına bir şey söyledi ve dışarıya çıktı. Sonra huzura bir genç getirdiler. Genç geldi Şeyh efendinin karşısında oturdu. Şeyh efendi bir defa bu gencin yüzüne baktı ve bir daha da bakmadı yüzüne, başını yere eğdi ve şeyh efendi ağlamaya başladı. Genç delikanlı ağlıyor bende ağlıyorum. Şeyh efendi tam bir saat boyunca ağladı. Bu genç zaten durmuyor. Gözlerinden pınarlar gibi yaşlar akıyor. Dedi ki evladım sen Resulullahı (SAV) gördünya dedi. Artık dünyada 40 gün misafirsin dedi. Dışarıdan birisini çağırdı dedi ki bu delikanlıyı annesine babasına götürün. Evladım git annenle babanla 40 gün sohbet et, onlarla konuş, 40 gün sonra resullullaha kavuşacaksın dedi. Ve 40 gün sonra o gencin vefat haberini aldık.

YERDE MİYİM GÖKTE MİYİM BİLMİYORUM

Birisi de rahmetli amcam Hafız Mustafa Efendiyle alakalı. O da şöyle; amcam her yıl umreye veya hacca gidiyor. Bir seferinde de amcamı yolcu ederken benim içimden şöyle bir şey geçti; Dedim ki acaba amcam her yıl niye hacca gidiyor. Parayı bir fakire fukaraya verse diye içimden geçirdim. Hacca gitti geldiler ziyaretine gittik. Otururken bana doğru döndü dedi ki ‘evladım her sene hacca gidiyorum ya, hac vakti umre vakti geldiğinde içime bir ateş düşüyor, duramıyorum dedi. Yine bir sene hacda iken otelden çıktım fakat başım dumanlı, resulullahın (SAV) aşkı sarmış ayağımı nereye basıyorum bilmiyorum. Yerde miyim gökte miyim bilmiyorum. Zümrüdü ankanın sesini duymuş bülbül gibi bir çırpınıyor bur uçuyor bir düşüyorum. Mescidi Nebeviye doğru yürürken ayaklarım gitmiyor gidemiyorum. Yolun kenarına oturdum ve öyle düşünüp beklerken önümde bir araba durdu. Uzun ve simsiyah bir araba. İçinden o indi evladım dedi resulullah efendimiz (SAV) indi dedi. Ondan sonrasını anlatamıyor tabi ağlıyor sızlıyor.

BORCUNU ÖDEMEYE GELDİM

Üçüncüsü de şu; Biz köyden Kars’a yeni gelmişiz. Babam, Harakani Hazretlerinin türbedarı oldu. Anahtarları ona teslim ettiler. O zamanda babam yaz aylarında gidiyor çalışıyor mahsulatı satıyor geliyor. Dışarıdan gelenlerimiz gidenlerimizde çok. Gelir gideri ödemiyor, karşılamıyor. Babam 3 bin TL borçlanmış. Fakat borcu ödeyemiyor. Birisine un almış bir talebeye yardım etmiş bu şekilde borçlanmış. Babam bana ben köye gideyim sen ezanı oku dedi. Bende o zamanlar İmam Hatip Lisesinde okuyorum. Ezanı da çok severim ezana aşığım. O arada bir öğlen vakti bir kişi geldi. Uzun boyla devamlı nazar berkademle yürüyor. Sağa sola bakmıyor. Ayaklarının ucuna bakarak yürüyor. Geldi köprünün üzerinde benim yanımda durdu. Dedi ki evladım buranın hafızı nerede? Dedim ki amca hafız benim babamdır fakat köye gitti birkaç gün sonra gelir dedim. Gelince bana haber ver evladım dedi. Babam gelene kadar her gün geldi bana sordu. Bende babama babacığım şu karşıdan gelen kişi seni soruyor dedim. Geldi babamın koluna girdi bende onların bir adım arkalarında yürüyorum. Dedi ki senin için geldim. Babam da niçin benim için geldin dedi. Senin borcun var ödemek için geldim dedi. Babam da sen kimsin dedi. O da ben Erzurum’un Şenkaya’nın bir köyündenim dedi. İsmi Adil Murat Canpolat olan bu kişi baba ‘senin 3 bin TL borcun varmış benimde öküzlerim vardı onları satım senin borcunu ödemek için geldim’ dedi. Bana Resulullahtan  (SAV) ‘Öküzleri sat git filan adamı bul ve borcunu öde’ dedi. Bu kadar zengin ve varlıklı insanlar varken Erzurum’un Şenkayasından Adil Murat Canpolat. Babam kızdı ve dedi ki sen ne diyorsun ne öküzü ne borcu Allah razı olsun geldin seni uğurlayalım köyüne git. O da babama kardeşim dedi bu bir emir dedi. Babam da ona gördüğü bir rüyasını anlattı. Babamın borcunu ödedi gitti bizde 1.5 ay sonra onun borcunu ödedik.

Bakın Fetalar bunlar. Gönülleri Allah’a açık, insanlar arasında ayrım yapmayan, kullara hizmet eden hizmetini Allah için yapan, gönlü Allah’a bağlı, doğru dürüst, Allah resulünün aşkıyla yanan ve o aşıklara hizmet eden bu yolda zahir ve batin bütün varlığını hasletmiş olan fetalar. Evet Kafkasya’nın fetasına selam olsun. Bosna Hersek’in, Doğu’nun Batı’nın fetasına selam olsun. “

(BA-BA-S) GAZİ KARS (KHA) / KAFKAS HABER AJANSI




Bu Haberin Manşeti :

Yavuz Uzgur, İstanbul’da Fütüvveti Konuştu
Bugün Atılan Manşetleri Görmek İçin TIKLAYINIZ
Etiketler :  
<< Önceki Haber Yavuz Uzgur, İstanbul’da Fütüvveti Konuştu Sonraki Haber >>

Yavuz Uzgur, İstanbul’da Fütüvveti Konuştu

DMCA.com Protection Status

Yavuz Uzgur, İstanbul’da Fütüvveti Konuştu

  Yukleme: 0.066469