“İnsanlara sevgiden oluşmuş eserler armağan etmek gerekiyor”

"“İnsanlara sevgiden oluşmuş eserler armağan etmek gerekiyor”"

Sakit Memmedov: “Ressamlık bir enerji. Dünya, hayat, evren varoldukça, ressamlık ta var olacaktır”

“İnsanlara sevgiden oluşmuş eserler armağan etmek gerekiyor”

KAFKAS HABER AJANSI / AZERBAYCAN – BAKÜ / Fuad HÜSEYNZADE, Elnur ELTÜRK

Sakit Memmedov: “Ressamlık bir enerji. Dünya, hayat, evren varoldukça, ressamlık ta var olacaktır”

Dünyaca ünlü ressamlar arasında bulunan Azerbaycanlı’dan-Sakit Memmedov’dan bahsedeceğiz bugün sizlere. Sakit Memmedov o Azerbaycanlıdır ki, Avrupa’da şanına pul, madalya adanmış. Hatta geçtiğimiz günlerde Türkiye’de basılmış “Dede Korkut”pulunun üzerinde onun çizdiği Dede Korkut şekli bulunmakta. Azerbaycan’ın Halk ressamı, UNESCO ve Azerbaycan Ressamlar Birliği’nin üyesi, Avrupa Doğa İlimleri Akademisi’nin asil üyesi ve fahri profesörü, Dünya Ressamlık  Akademisi’nin gerçek üyesi , Vatikan Geraldika Akademisi’nın Grafı olan Sakit Memmedov’un ismi 2018 yılında Rusya’nın “Büyük şahsiyetler” ansiklopedisinde yer aldı. Soydaşımız Türkiye’nin “Altın yıldız” madalyası, Sırbistan Kral Akademisi’nin ödülü “Gran pri”  ve “Altın Melek” madalyası, Uluslararası Malta Ordeni’nin Subay haçı ve Kovaler madalyası, Leonardo Da Vinçi ve Spitsberk madalyası, “Kutsal Georgiy” altın madalyası, “Kızıl Taç” madalyası, Avrupa’nın “Şeref” madalyası, “Büyük Savaşcı Altın yıldızı”, “Uluslararası  Savaşcılar Senatör Yıldızı”, Dünya Ressamlık Akademisi’nin ‘‘Yılın ressamı” ve ‘‘Gezegenin ressamı” ödülleri, Rusya’nın unlü “Binyılın adamı” ödülleriyle ödüllenirildi. Sakit Memmedov kendisini “Opalizm” üslubunun kurucusu olarak takdim etmekte. Onun resimlerinden oluşan yedi katalog, kitap yayınlandı. Sakit Memmedov’un eserleri ünlü müzelerde ve kişisel kolleksyonlarda korunmakta. ABD, Almanya, İtalya, Fransa, Türkiye, Belçika, Rusya, Çek Cumhuriyeti, İsveç, Polonya, Avusturya, Macarıstan ve diger ülkelerin galerilerinde  sergileri düzenlendi. Onun öğrencileri de kendisiyle beraber Avrupa’da çeşitli sergilere katıldı.

-Ressamın en önemli işi renklerledir. Renklerin gizemine kapıldığınız anlar oluyor mu hiç?

- Tabii. Renklerin gizemine öyle bir kapıldım ki, çıkamıyorum bir türlü. Renklerin gizeminden kurtulduğum gün zaten bu dünyadan göçedeceğim. O gizemin içine herkes düşecek olursa, o zaman dünya tam da yaşanacak hale gelecektir. O zaman biz dünyayı siyah beyaz

 değil de, rengarenk göreceğiz. Aynı zamanda rüyalarımız da rengarenk olacaktır.

-Kuramsal olarak tüm renklerin beyaz yaratıldığını söylüyorlar. Ressamlıkta bu düşünce kabul görüyor mu?

- Aslına bakılırsa, tüm renkler siyah renkten yaratılmış. Zira evren de ilk dönemlerde karanlıkmış. İşık yarandıktan sonra insan beyazın da varolduğunu anlamış. Biz beyaza, siyaha kısmen beyaz  diyoruz. Belki beyazdan daha fazla beyaz vardır. Çocuk bile anne karnından zulmetten ışığa kavuşmuş. Benim tüm gördüğünüz rengareng eserlerim siyahtan ve beyazdan oluşuyor. Nasıl mı? Lekelerden... İlk önce beyaz keteni alıyorum ve daha sonra kömürle tüm lekelerini

 belirliyorum. Sonradan o siyah lekeler kırmızıya, maviye falan dönüşüyor. Genel olarak beynimde ben biliyorum o lekelerin hangi renge dönüşeceğini. Dünya iki şeyden ibaret. Ressamlıkta herşey lekelerden ibaret, müzikteyse ritmlerden. İyi ressam, kötü ressam

 lekeyi bilib bilmemekle belirleniyor zaten.

-Resimlerinizin temeli, mayası nedir?

-Bizde temel aşağıda değil, yukarıda olmak zorunda. Örneğin, şaire temel yukarıdan gelyor. Ressamlıkta ta öyle. Ben iki kez Sovyetler Birliği Kahramanı kosmonot Volonovla görüştüm. Onun portresini

 çiziyordum. Ona siz Ay’da ne gördüüz diye sorduğumda, o, bana gördüklerini tam anlatmadı. Ben ona dedim ki, sizden de önce biz oralara uçup geri dönüyoruz. Aynı zamanda şunu da söyledim ki, biz de kosmonotuz. Ama tek farkımız şu: siz yılda birkaç kez uçuyorsunuz,

 bizse hergün uzaya manen uçuyoruz...

-Her yaratıcı insan çalışıyor ki, kendisinden geriye bir eköl bırakıp gitsin. Biliyoruz ki, çok öğrencileriniz var. Resmi olarak herhangi bir okul, ya da akademi kurma niyetiniz var mı?

- Hayır. Ama o yetenekli insanları biraraya toplayacak Ressamlık Evi açmağı düşünüyorum. Aslına bakılırsa, Allah o çocuklara yetenek vermezse, benim okulum ne işe yarayacak ki?! Herşey ilk

 yeteneğe dayanıyor. Öyle çocuk geliyor ki, bakıyorum onun gözlerinde yetenek parlıyor. O yüzden ben yetenekli çocukları alıyorum derse. Yani benim orda hiç bir rolüm yok. Ressamlık öğretilmez, öğrenilir. O çocuk benden, şundan, bundan azar azar öğrenmek zorunda.

 Herkesin evrene farklı bir bakışı var. Ben nasıl insanları zorlayabilirim ki, siz de bunu böyle görünüz diye. O yüzden ben bunu insanın kendisinin öğrenmek zorunda olduğu gibi algılıyorum. Ressamlık bir enerji. Dünya, hayat, evren varoldukça, ressamlık ta

 Var olacaktır.

-Sizin tüm eserlerinizde müsbet enerji, hoş bir görüntü oluşturuyor. Böyle anlaşılıyor ki, ancak durumunuz hoş olduğunda resim çiziyorsunuz?

- Ben derdi içimde çekiyorum. Ama ketene çizmiyorum. Çünkü zaten insanların sorunu birhayli fazla. İnsanlara sevgiden oluşmuş eserler armagan etmek gerekiyor.

- Her bir ressamın bir idolü oluyor. Siz nasıl idolünüz olan resim eseri çekmisinsiz mi?

- Ben güzel hanımları ve akıllı erkeklerin eserlerini yaratıyorum. Fakat eserlerimde güzel hanımlar üstünlük oluşturuyor.

-Siz Papa’nın da portresini çizmişsiniz. Nasıl oldu da, onun portresini çizmek size önerildi?

-Papa’nın portresini çizmek için bir Fransız, bir Belçikalı ressam ve beni çağırmışlardı. Öyle oldu ki, Papa’nın resmini çizmek bana söylendi. Eserde Papa’nın masasının üzerinde dört kutsal

 kitabı, zemindeyse Karabağ halısı görüntüledim. Ben çalıştım ki, bu yapıt bizim devletimiz adından Vatikan’da takdim olunsun. Ve öyle de oldu, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev İtalya’ya ziyaret ederken Vatikan’da sırf bu resim eseri Papa’ya sundu. Şuan bu eser Vatikan

 müzesinde sergileniyor.

-Bildiğimiz üzere, 2016 yılında İngiltere Kraliçesi’nin 90. Yıldönümünde bulunmuşsunuz ve ona “Cıdır ovası” isimli eserinizi armagn etmişsiniz. Ilginçtir ki, Kraliçe’nin sizin resim eserine

 ilgisi nasıl oldu?

- Protoköle göre, 10 dakikalık görüşme 30 dakika sürdü. Kraliçe bu eseri hemen hemen 5 dakika izledi. Sonra o, bana dedi ki, bu Polo oyunudur. Bense “Hayır, bu Polo değil, Çövken oyunudur ve

 XII.yüzyılda Karabağ’da oluşuyor”. Görüşmede Harıbülbülden, Karabağ atlarından, Karabağ halılarından ve diğer şeyleri anlattım.

Genel olarak, resim Kraliçe’nin çok hoşuna gitti ve hisslerini şöyle anlattı: “Bugün benim için çok güzel birgün oldu, ben çok sevindim”. Sonra bu eserin Vinzer Sarayı’ndan asılmasını söyledi.

-Bizim asıl amacımız şudur ki, gençlerimiz sizin gibi insanların mesajlarını alsınlar. Sizce, bugün Azerbaycan genci nasıl olmalı?

- Benim mesajım tek Azerbaycanlılara değil, tüm dünya insanlarınadır. Konulara evrensel yaklaşmak gerekiyor. Bu devlet usul usul kuruldu. Amaç şudur ki, Azerbaycanımızı, doğduğumuz yeri sevelim

 ve tanıtalım. Ben Azerbaycan’ı oyüzden seviyorum ki, bana ruh burada verilmiş. İlginçtir ki, bütün anlamlı uykularımı sırf doğduğum evde görüyorum. Demek ki, ruh orda verilmiş. Ruhun da rüyayla alakası var. O yüzden Vatan’ı en azından sana verilen ruh yüzünden

 sevmelisin. Allah iki şeyi insana veriyor: kutsal ruh ve yetenek. Herkesin yeeneği var, sadece onu kullanmak gerekiyor.

Ben öyle anlıyorum ki, mesaj o, olabilir ki, dünyamız korumalıyız. Zira tek Azerbaycan’ı koruyacak olursak, dünya yerlebir olursa haberimiz olmayacak. Dünya dağılsa biz de onun içinde yerlebir

 olacağız. O yüzden evrene mesaj şudur: dünyayı koruyalım ki, bize ruh verilen mekanı da koruya bilelim.

(BA-BA-S) AZERBAYCAN / BAKÜ (KHA) / KAFKAS HABER AJANSI / Fuad HÜSEYNZADE, Elnur ELTÜRK

İlk Yorum Yapan Siz Olun!


Yorum Ekle

Haber Bülteni için kayıt olun

Haber Bültenimize katılın ve gelen kutunuzdan güncel haberleri anlık alın. Size spam göndermeyiz ve gizliliğinize saygı duyarız.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
  Yukleme: 0.300851